Bazı tartışmalar vardır, çözüm üretilemediğinde, asıl meseleye katkı sunulamayacağı anlaşıldığında ortaya atılır. Yeni bir fikir yoktur, yapısal bir öneri yoktur, mesleğin geleceğine dair sahici bir söz yoktur. O noktada yapılması gereken bellidir. Soruyu değiştirmek.
Bugün yeşil pasaport tartışması tam olarak bunu yapıyor.
Vize sorunu yaşayan her meslek grubu sıraya girmiş durumda. Akademisyenler, mühendisler, mimarlar, sağlıkçılar… Şimdi de serbest meslek erbabı Mali Müşavirler ve YMM’ler. YMM’lerin ekseri çoğunluğu kamudan geldiği için zaten yeşil pasaportları var.
Gerekçe tanıdık, “Yurt dışına çıkamıyoruz, mesleğimizi icra edemiyoruz, dünyayla temas kuramıyoruz.”


Ama kimse şu soruyu sormuyor. Neden biz vize alıyoruz?
Daha da yalın haliyle, Neden normal pasaportlarımız bu kadar değersiz?
Bu soruyu sormak zor. Çünkü cevabı yeşil pasaportta değil, hukukta, demokraside, kurumsallıkta ve öngörülebilirlikte yatıyor. O yüzden mesele tersinden ele alınıyor. Sorunun kendisiyle değil, sonucu ile uğraşılıyor.
AB ülkeleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına keyfi biçimde vize uygulamıyor. Vize, teknik bir seyahat belgesi değil, bir güven belgesi. Hukuka, kişisel verilerin korunmasına, yargı bağımsızlığına, kamu gücünün sınırlarına dair oluşan toplam algının sonucu.
Ama bu alanlardaki eksiklikler konuşulacağına, çözüm olarak şu öneriliyor,“Bazı meslek gruplarına yeşil pasaport verelim.”
Yani sorun genelken, çözüm ayrıcalıklı bir azınlık yaratmak.


Meslek kuruluşları açısından bakıldığında bu tercih şaşırtıcı değil. Çünkü asıl meseleleri konuşmak zahmetli. Ücret rejimini, mesleğin kamusal rolünü, bağımsızlığını, haksız rekabeti, disiplin sorunlarını, genç meslek mensuplarının geleceğini tartışmak, iktidarla, idareyle ve piyasa ile karşı karşıya gelmeyi gerektiriyor.
Bunun yerine herkesin kolayca alkışlayacağı bir başlık seçiliyor. Yeşil pasaport.
Bu talep mesleğe yeni bir yetki kazandırmıyor.
Mesleğin itibarını yükseltmiyor.
Kurumsal gücünü artırmıyor.
Ama gündemi değiştiriyor. Asıl soruyu görünmez kılıyor.
Muhasebe mesleği bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri.
Mali müşavirler bugün;
• Artan sorumluluk–azalan yetki dengesizliğiyle,
• Angarya haline gelen beyan ve bildirim yükleriyle,
• Ücretini tahsil edememe riskiyle,
• Dijitalleşme ve yapay zekâ karşısında mesleğin geleceğine dair belirsizlikle,
• Esnaf Odalarına muhasebe( VUK 586 Nolu Tebliğ) yapma yetkisi verilmekle,
• Mali müşavirlerin haklarının (YMM, SMMM 49 nolu Tebliğ), YMM’ ler tarafından alınarak, yetki alanlarının daraltılmasıyla,
• Kamu nezdinde tanımsız bir statüyle
mücadele ediyor.
Bu sorunların hangisi yeşil pasaportla çözülecek? Hiçbiri.
Ama şu çözülüyor. Zor soruları sormama rahatlığı.
“Neden bu meslek bu hale geldi?” yerine
“Bize de yeşil pasaport verilsin.”
Yeşil pasaport verilmesine karşı duracak değilim, tabi ki.
Oysa asıl soru hâlâ ortada duruyor.
Neden bu ülkenin vatandaşları normal pasaportlarıyla dünyada rahatça dolaşamıyor?
Neden hukuki ve siyasal iklim, vize muafiyeti yaratacak güveni üretemiyor?
Bu sorular sorulmadıkça, yeşil pasaport bir çözüm değil, kaçış kapısıdır.
Sorunu çözmez, soruyu gizler.
Toplumda, sorundan kaçmayı en iyi ifade eden sözlerden biri de;
“Her boyayı boyandık da bir fıstık yeşil mi kaldı?”
Bugün meslek kuruluşlarının yaptığı tam olarak budur.
Mesleğin bütün renkleri solmuş, geriye sadece yeşil kalmış gibi davranılıyor.
Oysa mesele pasaportun rengi değil, ülkenin ve mesleklerin neden bu kadar renksiz bırakıldığıdır.