Bu kadim coğrafya hep zor günler geçirdi, ilk kardeş kanının döküldüğü topraklar belki de böyle lanetlenmişti ama hiç bu kadar kötü olmamıştık.

Herkes, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa`daki ve engellenen diğer illerdeki katliamları konuşuyor. Delirmiş, katilliğe özenmiş, ailelerde doğru düzgün eğitim almamış, suça sürüklendiği iddia edilen ama basbayağı toplum içine salınmaması gereken çocuklardan bahsediyoruz ama sizce sorun bu kadar basit mi? Ya da şöyle söyleyeyim sorunu bu kadar küçümsersek bir sonuç elde eder miyiz? Hayır. Anlatayım.

Ülkede kaygı atakları, depresyon ve panik atak geçirmek için her şey var. Milyonlarca kutu antidepresan tüketimimiz de bu yüzden zaten. Sokakta herkes mutsuz, herkes gergin, herkes kendini kandırılmış ve kurban hissediyor. Neden? Çünkü kimse kimseye güvenmiyor. Nasıl güvensin ki?

Artık bu ülkede delirmemek için deli olmak gerektiğine inanıyorum. Doktora gidiyorsun, sahte doktor mu bilmiyorsun, güya avukatın hangi avukatın diplomasını kiralamış bilmiyorsun, sosyal medya kanalıyla bin tane sahte ilacın reklamı yapılıyor kanıyorsun, zeytinyağı alıyorsun sahte çıkıyor, peynir alıyorsun süt tozundan, kıyma kıkırdaktan, baharat kiremitten.

Sokaktaki ufak tartışmada karşındaki tabancasıyla seni 10 yerinden vurur mu bilmiyorsun. Çocuğunu bakkala gönderdiğinde sağ salim döner mi ya da son olaylarda olduğu gibi, özenle saçını taradığın çocuğunu akşam morgdan mı alırsın bilmiyorsun. Toplu taşımada cinsel tacize uğrama olasılığın, uğramama olasılığından fazla. Kapının önünde beslediğin gariban kedinin zehirlenmiş cesediyle ne zaman yüzleşirsin bilmiyorsun.

En yakın arkadaşın ne zaman ketenpereye getirir, akrabaların ne zaman mallarına çöker, iş arkadaşın ne zaman iftira atar, patronun ne zaman küçülmeye gider de işsiz kalırsın bilmiyorsun. Telefon, SMS ya da e-posta… Hangi yöntemle dolandırılacağını bilmiyorsun. Yapay zekayla sosyal medya hesabın ne zaman çalınacak, sesin ya da görüntün ne zaman kopyalanacak bilmiyorsun. Banka hesabın kimlerin kontrolünde, kredi kartını kim kopyalamış, adresin hangi çetelerin elinde, kimlik numaran hangi kötü niyetlinin telefonunda bilmiyorsun.

Okulda sadece sınavı geçmeye yarayacak şeyleri öğreniyorsun. Kitap fiyatlarının inadına yükseltildiğini biliyorsun, internette sadece porno ya da benzeri içeriklerin izlendiğini anlıyorsun. Okumadan yazan, yazmadan konuşan, düşünmeden anlatan tipleri seyrediyorsun, sanata karşı olan binlerce insanla yüzleşiyorsun. Havlayan melodileri ya da aleni küfürleri, cinsiyetçiliği, şiddeti müzik diye dinliyorsun, otuz saniyeden uzun bir şeyi izlemeye tahammül edemiyorsun. İşini sevmeden üç kuruşa çalışıyorsun, sevdiğin şeyleri yapacak dermanın da yok paran da ama birilerinin kıt akıllarıyla yükseldiğini görüyorsun.

Derdini anlatamıyorsun çünkü senin derdini dövecek binlerce dert dinliyorsun, kimseye, en çok da kendine, ülkeye, siyasete, kanaat önderlerine, siyasetçilere güvenemiyorsun. Sonra da soruyorsun; bu katliamlar neden ve nasıl oluyor diye. Suçu çocuklara, ailelerine atıp sıyrılmak işin kolayı da doğrusu bu mu? Daha derinlemesine düşünüp hareket etmenin zamanı gelmedi mi sence de?