Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), genellikle çocukluk dönemlerinde başlayan ve ömür boyu devam eden nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Birleşmiş Milletlere üye tüm ülkelerin, 1 Kasım 2007 tarihinde aldıkları karar doğrultusunda 2 Nisan tarihi Dünya Otizmle Mücadele Günü olarak kutlanıyor. Haberimizde Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ile ilgili bazı önemli bilgileri derledik.

Çoğunlukla ilk üç yaş içinde ortaya çıkan ve ömür boyu devam eden otizm, iletişim becerilerinde ve sosyal etkileşimde zorluklar, göz teması kurma, jest ve mimik kullanma gibi sözsüz iletişimde sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanlarıyla karakterize bir hastalıktır. Otizmin kesin nedeni bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalara göre; genetik faktörler yanında genetik olmayan faktörlerin, doğumla ilişkili komplikasyonların, viral enfeksiyonların ve çevre kirliliği gibi faktörlerin hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir. Buna göre bilişsel kapasite ve işleyişi etkileyen nörolojik sorunların, otizme sebep oldukları düşünülmektedir.

Konuşma kabiliyetindeki sorunlar yanında tekrarlayıcı davranışlar dikkat çekiyor

Otizmli hastaların çoğunda konuşma kabiliyeti geç ya da sınırlı seviyededir. Çoğu hastada belirtiler bir yaşından önce başlar. Bazı hastalarda ise 0-3 yaş normal psiko-sosyal gelişme devam ederken -özellikle ilk kelimeler söylendikten sonra- gelişimde gerileme ve duraksama fark edilmektedir.  Konuşma kabiliyetindeki sorunlar yanında; kolları sallama ve yüksek seslerden hoşlanmama gibi belirleyici ve tekrar eden davranışlar otizmin spesifik belirtileri arasındadır.

Otizm Farkındalık Günü 1

Canlılarla cansızlar arasındaki farkları genellikle ayıramayan otizm hastaları, insanlarla da anlamlı göz teması kuramazlar. Ses, ışık ve kokuya karşı hassasiyet gösterebilirler. Bunların yanı sıra; dönen nesnelere karşı aşırı ilgi, elleri-kolları-parmakları veya kafayı tekrarlayan şekilde hareket ettirme, aynı şeyleri yeme ve aynı şeylerle oynama, jest ve mimik kullanımında sınırlılık, kendileriyle doğrudan konuşulduğunda ilgisiz kalma, sürekli olarak aynı kelimeleri tekrar etme, fiziksel temastan hoşlanmama, kendisine söylenenleri sürekli tekrar etme gibi belirgin davranışlar görülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla dört kat daha sıklıkla görülüyor

Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla dört kat daha sık görüldüğü belirtilen otizmin teşhisi, laboratuvar testleri ya da görüntüleme yöntemleriyle yapılamamaktadır. Otizm tanısı; gelişim testleri, aile görüşmesi, davranış gözlemleri, bilişsel yetenek ölçümleri ve öz bakım becerilerinin değerlendirilmesi yanında çocuğun bir çocuk psikiyatristi tarafından muayenesiyle mümkün olabilmektedir. Bu süreçte diğer hastalıklarla olan benzerliklerin elenebilmesi ve teşhisin kesinleştirilmesi için gerekebilecek biyokimya testleri ve işitme testleri yapılabilmekte, ilgili kliniklerden konsültasyonlar istenebilmektedir. 

Otizmi ortadan kaldırmak mümkün değil

Uzmanlar, Otizm Spektrum Bozukluğunu tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını belirtmektedirler. Otizmde tedavi süreci;  aileyle birlikte yönetilmektedir. Bu süreçte, bilişsel ve işlevsel bağımsızlığı sağlayacak öğrenmelerin ve hastaların yaşam kalitesini artıracak öz bakım yeteneklerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. 0-3 yaş dönemindeki öğrenme yeteneği sonraki dönemlere nazaran daha hızlı olduğu bilinmektedir. Bu sebeple erkenden uygulanacak doğru ve yoğun eğitim, hedeflenen maksimum faydaya ulaşabilmek için önem taşımaktadır. Erken teşhis, aile eğitimi ve planlı özel eğitim programları, otizmle mücadelede kabul edilmiş güncel yaklaşımlardır. Aile yanında çocuğun gelişimini takip eden doktoru, özel eğitim öğretmenleri, konuşma terapistleri, çocuk psikiyatrları ve çocuk nörologları tedavi sürecinin diğer aktörleridir.

Tabip Odası'ndan COVID-19 anması Tabip Odası'ndan COVID-19 anması

Otizm Farkındalık Günü 2

Ailelere büyük görev düşüyor

Otizmli çocuklara tanı konulmasından başlanarak alınacak özel eğitimler sayesinde öz bakımlarını yapabilen bireylerin yetiştirilmeleri ve sosyal hayata uyumlanmalarında en büyük görev ailelere düşmektedir. Çocuğunu iyi gözlemleyen, çocuğunun farkına varan, davranış modellerini kavrayan ve hayatlarını çocuklarına göre planlayan anne-babalar, özel eğitim süreçlerine aksatmadan devam ederek uzun soluklu tedavi sürecini  başarıyla yönetebilmektedirler.

Kaynak: Haber Merkezi