Hislerime tercüman olacak, benimmiş gibi imzalayıp, beni anlamakta zorlandığını hissettiklerime armağan edeceğim kitabı buldumsonunda: BEN SİZE FAZLAYIM. Ahmet Haşim "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz."(Melâl; hüzün, keder, yorgunluk.) derken ‘Lale Devri Çocukları’ yaşam veteranlarına tercüman olmuş zamanında. Yakınmam şudur ki ‘Z ,‘Y’ ve hatta bizim kuşak babby boom'cularla karşılıklı birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz. Çünkü kapak lafın dediği gibi 'ben onlara fazlayım.! Dangalaklık ve bilgeliğe saygısızlığa umarsız kalamadığından, 'Boşluk'larını langadanak yüzlerine vuruyorum geriyorum onları.

https://ozuakyazilari.blogspot.comu  tıklayarak tamamı arasından görebileceğiniz 'Hep ipini koparan boğanın yanında oldum' kişisel yakarış yazımda anlattığım gibi ... Bakın ben bu noktaya nasıl geldim: “Federico Fellini "Pisi balığı filetosu hakkında film yapsam, konusu yine kendim olurdum" der. Onun kadar narsist, ben merkezci kabul etmeyin ama 68 kuşağı olarak varoluşçuluk akımının içine doğduğum için, üzerine konuşmak, ne getirdi ne götürdü değerlendirmek bana düşer. Jean Paul Sartre 1938’de “Bulantı”sını yazarken ben henüz ana rahmine düşmemiştim. Kadıköy Maarif Koleji’nde varlığımın ayırdına vardığım, başkaldırının günlüğünü tutmaya başladığım zaman kendimi egzistansiyalizm akımının ortasında buldum.

Arı Türkçe kullanma gayreti içinde olarak hemen akıma “varoluşçuluk” sanını yakıştırdım. Varoluşculuk gelenekçi felsefeye başkaldırının, karşı koymanın öyküsüdür. Koyu bireyciliği hayatın merkezine yerleştirir. Herhangi bir düşünce okulundan olmamak, herhangi bir inançlar kümesini, özellikle sistemleri yetersiz görmek, sığlığını, bilgiçliğini, yaşamdan ileri sürerek geleneksel felsefeyi açıkça küçümsemek varoluşçuluğun çıkış noktasıdır. Zamanının ruhuna aykırı olarak bu gergin karşı durma, kişinin kendi kendiyle uğraşmaya odaklanması yepyeni bir şeydi. Taşçı kalemiyle kendi kendini yontar varoluşçu birey. EGZİSTANSİALİZM format attırdı bana anlayacağınız. Maarif’in marşında. ‘Sendenaldığım nurla yolumu bulacağım’ der. Tam karakter oluşumu evresinde bulaştım, tanıştım, yaşayarak öğrendim varoluşun sırlarını. Şansıma Vietnam Savaşı’na gitmeyi reddetmiş Amerikan entelektüelleri askerlik görevini Barış gönüllüsü/Amerikan Kültür misyoneri olarak yapmak üzere dünyanın dört bir tarafınadağılmışlardı.

Pek çoğu Kadıköy Maarif Kolejinde bizim kısmetimize düştü. İngiliz edebiyatı dersinde 20. yüzyılın önde gelen aydınlarından Jean Paul Sartre’ın “Bulantı”sını, Albert Camus'un “Yabancı”sını okuduk. Üzerlerine münakaşalar yaptık.Günlük biçiminde yazdığı ilk romanı Bulantı’da romanın kahramanı Roquentin'in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre'ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. "Varoluş"la yüz yüze gelen Roquentin'in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. Düşünsenize delikanlılığa adım attığınız günlerde size bugüne kadar öğretilen tüm kalıpları, dünya görüşlerini, geleneksel ahlak kurallarını. kısaca basmakalıp, kafanıza kakılan, sorgusuz sualsiz uymanız için dayatılan kurallar dizinlerini bir kenara iterek “varoluş özden önce gelir/existence comes before essence” mottosuyla ete kemiğe bürünen ‘Kendini Kendin Kurgula (KKK)’ seçeneği sunuldu bana.

Varoluşçu olmazsın da ne yaparsın birader… Ortak özellikleri koyu bireycilik olan akımın babaları; Jaspers, Heidegger, Pascal, Kierkegard, Sartre …azılı Hıristiyanlık düşmanı Nietzche..Bağnaz Grek Ortodoksu Dostoyevski..Rilke, Kafka ve Camus kapsamlı bir kültürel yükleme yaptılar. Yapıtlarında bu yönde mesajlar verdiler. Malum Rus romanı 1000 sayfa okunduktan sonra anlaşılmaya başlanır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını anlayacağım diye imanım gevredi. Neyse ki ‘Yeraltı Adamı’nda açıkça “İnsanlar her şeyden çok özgürlüklerine değer verirler” ve “Hiç bir şey, mantıklı düşünme yeteneğimiz bile, bize özgürlüğümüzden daha gerekli değildir” dedi de maksadını anladım ustanın. Delikanlılığım süresince ve daima “Değerlerin hiç de insan gerçekliğinden bağımsız mutlak bir yanı yoktur, çünkü bu değerleri yaratan  insanın ta kendisidir.” diyen mükemmel varoluşçu Sartre’la haşır neşir olarak aydınlanmanın doruğuna ulaştım. Duvarcı kalemiyle bildiğim gibi yonttum kendimi. Temel felsefemin pratik hayata yansımasını o gün bu gündür varoluşçu olarak yaşıyorum. Yani “I did it my way”!”. Yazının esini kitaba gelince, melankolisi şaşırtıcı bir şamata ile mayalanmış… Mutlaka okumalısınız.

Joey Comeau TEFRİKA YAYINLARI

SBN: 9786058397941