Ülkemizde 2011 yılında başlayan, göçmen, mülteci sorunları halen gündemde kalmaya devam ediyor. Öncelikle yukarıda saymaya çalıştığım sözcüklerin Türk Dil Kurumuna göre anlamlarına bakalım.

GÖÇMEN: Kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk)

SIĞINMACI: Başka bir ülkeye veya yere sığınmış olan kişi; sığınık, mülteci.

Yabancı bir ülkede iltica etmeden önce belirli bir süre kalan kimse. Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere göçmen, kendi iradesiyle ülkesinden ayrılarak başka bir ülkeye yerleşmek anlamındadır. Sığınmacı ise zorunlu olarak ülkesini terk ederek başka bir ülkeye sığınan kimse veya gruplardır. Ülkemizde sığınmacı sorunu 2011 yılında başlayan Suriye’de çıkan iç savaşlar nedeniyle Amerika’nın Suriye’de Esat rejimini sona erdirmek için bizden yardım istemesinden dolayı önemli bir kesimin ülkemize sığınmasıyla başlamıştır yıllarda dostluk ve iş birliği yaptığımız Suriye ile birden ilişkilerimiz olumsuzlaştı ve hatta Sn. Cumhurbaşkanımız Esat için “katil” sözcüğünü kullanmıştı. Bir de Avrupa birliğinden bir miktar para alabilmek için mültecileri kabul etmeye başladık. Millet olarak en büyük özelliklerimizde birisi olan misafirperverlik kavramını unutmayarak gelen insanlarımızı kabul ettik.

Yaşadığımız bu süreçte İran, Afganistan, Irak ve diğer birkaç ülkeden göçmenlere de kapımızı açtık ve gereken yardımları yapmaya başladık. Ancak geldiğimiz noktada sayıları muhtemelen 10 milyonu geçen göçmen ve mülteciler, konut sorununa, bir takım adli olaylara sebep olmaya başladı. Gelen kişilerden bazılarının da önemli işlerde çalıştıklarını unutmayalım. Bir örnek vermek gerekirse kendi yaşadığım olayı anlatmaya çalışayım. Diş tedavisi için gittiğim üniversite hastanesindeki hekim Suriyeli, tras olmak için gittiğim berber de Suriyeli idi. İçişleri bakanımızın son açıklamasında yabancıların işgücüne katılması için gerekli işlemlerin yapılacağı vurgulandı yani memleketlerine gönderilmek istenmediği anlamı çıkıyor. Yukarıda bahsettiğim gibi sığınmacılar ülkemizde bazı olumsuz olayların yaşanmasına sebep olduğu bir gerçektir ve ülkemiz ekonomik kriz yaşarken bundan yıllar önce onlar için kırk milyar dolar harcandığı ifade edilmişti. Son açıklanan ekonomik tasarruf tedbirlerinden ise 286 milyar TL bekleniyor yani 7 milyar dolar için birtakım tedbirler aldığımız bir ekonomik ortamda 40 milyar dolar harcamamız ve bugüne kadar yaptığımız maddi fedakârlık eklenirse bize getirdiği yük son derece ciddi rakamlara ulaşmıştır. Dolayısıyla sığınmacılar acilen geri gönderilmelidir. Sayıları yaklaşık 10 milyonu bulan yabancılar milli gelirimizden de pay aldığı için kendi vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay yaklaşık %10 seviyesinde düşürmektedir. Hiçbir vatandaşımızın milli gelirden aldığı payın azalmasını istemez.

Bu arada yabancıların kayıt dışı ve asgari ücretten düşük çalıştıkları ve işgücüne katıldıklarını da unutmayalım. Bazı üretim işletmelerinin de işine geldiği ortadadır. Bir başka konu da bazı hakların sığınmacılara sağlandığını yazılı ve görsel basından izliyoruz. Örneğin ücretsiz ve randevusuz sağlık hizmetinden yararlanma, üniversiteye sınavsız giriş hakkı gibi. Kendi vatandaşımız randevu bulamazken, öğrencilerimiz gece gündüz çalışarak bir üniversiteye girmeye çalışırken yapılan bu işlemler tamamen kendi vatandaşımıza bir haksızlıktır. İşte yukarıda anlatmaya çalıştığım sorunların sebebi Sn. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde alınan kararlardır. Amerika’nın isteği üzerine Esat rejimini devirmek için yapılan bu Amerika’nın isteklerinin kabulü bir yanlıştır. Zaten Amerika’dan dost olmayacağı kesindir. Binlerce tır dolusu silahı PKK ya göndermesi bize dost olmadığının ispatıdır. Biz Türkiye olarak sınır güvenliğimizi sağlamak, ülkemizde terörü önlemek için harekatlar düzeliyor ve şehitler verirken ABD’nin PKK ya silah göndermesi kabul edilemez.

Geldiğimiz noktada Sn. Cumhurbaşkanımızın Esat ile sorunların aşılıp görüşülebileceğini açıklaması son derece doğru bir karardır. Geçtiğimiz yılardaki tutumumuz eleştirilebilir ama gelişen olaylara göre alınan bu karar ülkemizin lehine olacaktır. Sığınmacıların en önemli sorunlarından biri de nüfus artışının her geçen zaman artmasıdır. Ülkemizde doğurganlık oranı %1,5 iken yabancılarda bu oran %y7 civarındadır ve bizim için ciddi tehlike arz etmektedir. Onlarda kadınların ortalama evlenme yaşı 17 olduğu için doğurganlık da fazladır. Şu anda mevcut yabancı sayısının yaklaşık 10 milyon olduğunu varsaydığımızda 10 yıl sonra yabancı nüfusunun hesabını yapmak bile istemiyorum. Böyle giderse önümüzdeki süreçte milletvekili olup meclise girmeleri, belediye başkanı olmaları mümkün olacaktır. Sonuç olarak giderek artan sığınmacı sorunlarının çözümü ancak memleketlerine gönderilmeleri ile çözülebilir ve bunun için Esat’la görüşmek önemlidir.