GÜN UFUKLARINA DOĞRU YOL ALAN ŞİİRLER
Zaman ilerleyip çağlar değiştikçe, şiir de kendi yolculuğunu sürdürmeye devam ediyor. Bugün, herkesin bir iddiasının olduğu geniş şiir ikliminde; geleneksel ile modern anlayış yan yana varlığını sürdürüyor. Kazak şiirinde “kara ölen” olarak bilinen halk şiiri geleneği ile modern “ak şiir” anlayışı, günümüz edebiyatında iç içe geçmiş durumda.
Bu geniş yelpaze içinde, bozkırın kadim damarını günümüze taşıyan isimlerden biri ise Erbol Alşınbay. Alşınbay, şiirlerinde yalnızca bireysel duyguları değil, bir halkın hafızasını ve kültürel mirasını da dizelere taşıyor.
BOZKIRIN KADİM SESİ
Gazeteci Nargiz Beken, Alşınbay’ın şiir dünyasını incelerken, şairin özellikle “At – Benim Bu Dünyadaki Yoldaşım” adlı seçkisiyle öne çıktığını belirtiyor. Seçkinin ilk şiiri olan “Attan İnme Şiiri”, sıra dışı düşünce yapısı ve imgeleriyle okuru daha ilk dizelerde bozkırın ortasına götürüyor.
Şiirlerde, yelesi rüzgârda savrulan, gün batımına doğru dört nala koşan küheylanlar yalnızca birer hayal unsuru değil; geçmişten bugüne taşınan bir hakikatin simgesi olarak karşımıza çıkıyor.
BİR HALKIN BELLEĞİ DİZELERDE
Alşınbay’ın şiirlerinde at, sıradan bir hayvan figürü olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Şair, yedi kuşaktır at üstünde yaşamış bir halkın evladı olmanın bilinciyle, dizelerinde toplumsal hafızayı görünür kılıyor.
Şairin şu dizeleri, bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor:
“Sarı bozkır dinlerdi sadece bizi,
Fısıldaşırdı küpeli ormanım.
Her menzile tulparın toynağı ulaştırdı,
Soranlara; ben o mirası korudum.”
Bu dizelerde, bireysel bir anlatıdan çok, kolektif bir geçmişin sesi yankılanıyor.

ŞİİRLER SINIRLARI AŞTI
Erbol Alşınbay’ın şiirleri yalnızca Kazak bozkırlarında değil, farklı coğrafyalarda da karşılık buluyor. ABD’nin New Jersey eyaletinde yaşayan yazar Judith Lindbergh, Alşınbay’ın şiir seçkisini okuyan isimler arasında yer alıyor.
Göçebe kültürü üzerine çalışmalarıyla bilinen Lindbergh, şiirler hakkındaki değerlendirmesinde, “Bu dizelerde bozkırın mağrur enerjisini hissetmemek mümkün değil” ifadelerini kullanıyor. Lindbergh’e göre şairin şiirlerinde geçen “kara tay”, bir milletin belleğini temsil ediyor.
AĞIT DEĞİL, UMUT
Alşınbay’ın “Atın Dönüşü” adlı şiiri ise bir kaybın ardından yakılan ağıt olmaktan ziyade, diri tutulan bir umudu anlatıyor. Şair, modern hayatın ve savaşların yarattığı yabancılaşmaya dikkat çekerken, bozkırın ruhunun yeniden canlanacağına dair inancını da koruyor.
“Zamanın nefesi tipi olup esti,
Erlerime kanlı köpük kusturdu.
Kuzeyin yüz vermez boranı,
Nice atımı sürüp götürdü…”
Bu dizelerde eksilen yalnızca atlar değil; bir dönemin ruhu ve karakteri olarak okunuyor.
OKUYUCUYA BIRAKILAN SÖZ
Gazeteci Nargiz Beken, Erbol Alşınbay’ın şiirlerini değerlendirirken, bu dizelerin okuru yalnızca estetik bir yolculuğa değil, aynı zamanda kültürel bir yüzleşmeye davet ettiğini vurguluyor.
Güneşin kavurduğu bozkır tepelerinde, asil arğımaklara adanmış bu şiirler; geçmişle bugün arasında güçlü bir bağ kuruyor.
Söz de, karar da artık okuyucuda.




