Lafa gelince her şeyi çok çabuk çözüyoruz. Bunlardan biri de eğitim sorunlarımızı ne kadar kolay çözdüğümüz noktasında düğümleniyor. Sorarsanız bütçeden eğitime aslan payanı ayıran bir ülkeyiz. Oysa, aslan payı dediğinizin yüzde 85’e yakın kısmını personel maaşları oluşturuyor. Ama varsın olsun, biz milli gelirimizde en büyük payı lafta eğitime ayırıyoruz ya, gerisinin bir önemi yok.

Oysa eğitim harcamalarının milli gelirden aldığı payı sadece yüzde 1.9’a kadar gerilemiş durumda. Eğitimde neredeyse yarı yıla ulaştık, ne hijyen sorunu ne de öğrencilerin sağlıklı bir ortamda eğitim almalarını henüz sağlayamadık. Köylerde oturan binlerce öğrencimiz taşımalı eğitim kaldırıldığı için eğitimden uzaklaştılar. Eğitimde olması gereken önemli bir kısmı kız öğrencilerden oluşan 600 bin öğrencimiz an itibariyle eğitim hayatından kopmuş durumdalar.

Öğretmenlerimizin sorunları ise dağları aşmış durumda. Kadrolu öğretmenlerimiz geçinemiyorlar. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerimizin durumu tam bir perişanlık sergiliyor. Ders aralarında içtikleri bir bardak çayı, bir bardak suyu bile esirger hale geldik. Ama, sayın bakanın ifadesiyle anlaşma imzalanan STK’lara çok büyük paralar aktarılabiliyor.

Özellikle ilk öğretim çağındaki çocuklarımız okula aç geliyor ve okullarda bir öğün yemeği esirgediğimiz için yine aç bilaç evlerine dönüyorlar. Beslenme çantalarına bir dilim ekmek, bir elma koyabilenler şanslılar. İçtikleri suyu bile okul tuvaletlerinden temin ediyorlar.
Okullarımızın fiziki durumları ise tam bir felaket sergiliyor. Ne derslikler, dersliğe benziyor ne de okul şartları çağın gereklerine yaklaşabiliyor.

Eğitim, bir ülkenin geleceğini oluşturan temel taşlardan biridir. Kaldı ki, bizim bakanlığımızın önünde bir de “milli” kelimesi yer alıyor. Tüm bunlara karşın, bakanlığı yönetenler, sanıyoruz, görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerini düşünerek, başlarını rahatlıkla yastığa koyabiliyorlar.

Eğitimde ileri gitmiş ülkelerin eğitim harcamalarına milli gelirden harcadıkları oranı gelin bir bakalım.
İlk iki sırayı yüzde 7.1 ile İsveç ve İzlanda alıyor. Bu ülkeleri, Belçika yüzde 6.3, Estonya yüzde 5.8, Slovenya yüzde 5.6, Finlandiya ve İsviçre yüzde 5.5, Danimarka ve Letonya yüzde 5.3, Fransa yüzde 5.2, Macaristan ve Hollanda yüzde 5.1, Malta yüzde 5, Çekya ve Litvanya yüzde 4.9, Hırvatistan ve Avusturya yüzde 4.8, Lüksemburg yüzde 4.7, Polonya yüzde 4.6, Almanya yüzde 4.5, Slovakya yüzde 4.5, İspanya yüzde 4.4, Portekiz yüzde 4.3, İtalya yüzde 4.1, Bulgaristan ve Norveç yüzde 3.9, Yunanistan yüzde 3.8, Romanya yüzde 3.2, İrlanda yüzde 2.7 ile izliyor. Türkiye ne yazık ki yüzde 1.9 ile son sırada yer alıyor. İşte bizim aslan payımız ancak bu kadarına yetiyor.

Çok acı ama tablo böyle. Son birkaç yıl içinde sadece köy okullarımızda 20 binden fazla derslik kapandı ya da kapatıldı. Birleştirilmiş eğitim veren okullarımızda ise okul servisleri kaldırıldığı için artık eğitim çok kısıtlı bir şekilde yapılabiliyor. Tüm imkanlarını zorlayarak okula ulaşabilen çocuklarımıza ise kalacak yer olarak vakıf ve dernek yurtları adres gösteriliyor.
Başından beri karşı olduğumuz ÇEDES Projesinin kapsamı her geçen gün sessiz ve sedasız bir şekilde genişletiliyor. İş o noktaya ulaştı ki, artık okullarımızda siyasi partilerin teşkilatları, onların yan kuruluşları boy gösteriyor.

Hepimiz, ilkokuldan başlayarak devletimizin bizlere sağladığı imkanlardan yararlanarak okuduk, belli bir meslek sahibi olduk ve ülkemize yararlı hizmetler vermeye çalıştık. Ancak hiçbir dönemde böylesine bir “Milli Eğitim” sisteminden geçmedik.

Özetle;
Ülkemizin geleceği olan çocuklarımıza böyle davranmaya, onların geleceğini karartmaya kimsenin hakkı olmadığı inancındayız. Bütün dünya ülkeleri çağın gerekleriyle, yapaya zekayla, bilgisayar teknolojileri ile çocuklarını eğitirlerken, bizim halen ortaçağdan kalma kafa yapısıyla bir yere ulaşamayacağımız gerçeğini ne zaman kabul edeceğiz gerçekten çok merak ediyoruz.
Bu çocuklar bizim geleceğimiz, ülkemizin bekasıdır. Beka dediğiniz şey tamda budur. Çağı yakalamış, pırıl pırıl kafa yapısına sahip çocuklarımızla bu ülkeyi çağdaş medeniyetler düzeyine çıkarabiliriz. Beğenmediğiniz o eski Türkiye’de “Milli Eğitim” siyasetin ve dogmaların uzağında böyle yaşanıyordu.