İç tüketim azaldıkça, ihtiyaçlar ertelendikçe üretim yapan tesisler bir bir kapanır hale geldi. Her bir tesisin kapanması da doğal olarak istihdamı olumsuz bir şekilde etkiliyor.
Buna bir de ihracattaki tıkanmayı eklerseniz tam olarak “şapa” oturduğumuzun resmi ortaya çıkıyor.
Sanayide ücretli çalışanların sayısı son bir yılda 187 bin 518 kişi geriledi. Yani işsizler ordusuna bir bu kadar daha işsiz eklenmiş oldu. Burada en büyük düşüş, imalat sektöründe gerçekleşti. İmalat sektöründe çalışan sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 4 milyon 713 bin 299 kişiye gerilemiş. Ülkemizin lokomotif sektörlerinden tekstil ve giyimde uzun süredir devam eden üretim ve istihdam krizi her geçen gün biraz daha büyüyor.
İşin acı tarafı, üretimin önemli bir kısmının düşük iş gücü maliyetlerine sahip ülkelere kaydığı belirtiliyor. Sadece tekstil, giyim ve deri ürünleri imalatında ücretli çalışan sayısı son bir yılda 132 bin 388 kişi azalmış. Üç yıldır kesintisiz istihdam kayıplarının yaşandığı sektörde 2022 yılında 1 milyon 330 bin olan ücretli çalışan sayısı 1 milyon 19 bin sınırına inmiş.
İş sadece tekstil, hazır giyim ya da deri sektörlerindeki kayıplarla da kalmıyor. Dayanıklı tüketim malı üretin sektörlerde de yaşanan daralma, bu sektörde de işini kaybedenlere yenilerini ekliyor. Büyük sanayi kuruluşlarının işçi çıkarma kararı aldığı sektörde ücretli çalışan sayısı son bir yılda 9 bin 450 kişi azalmış. Ücretli çalışan sayısının 322 bine gerilediği sektörde son bir yılda yüzde 2,8’lik işgücü kaybı yaşanmış.
Nitekim, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla sektörlerdeki kapanmalara ve istihdamdaki olumsuz gidişe dikkat çekti. Gürer, “resmi veriler sorunun derinleştiğini gösteriyor diyerek, tekstil ve hazır giyimde 8 ayda 2 bin 781 işyeri kapandığını belirterek, büyük işletmelerin kapanmasının farklı ülkelerle rekabet edememe yanında artan üretim maliyetlerinin de etkisi olduğuna işaret etti.
2025’in sekiz aylık döneminde, tekstil ürünleri imalatında Ocak 2025’de 19 bin 231 işyeri varken bu rakamın Ağustos ayında 18 bin 794’e düştüğünü ifade eden Gürer, tekstil ve hazır giyimde 8 ayda toplam kapanan işyeri sayısının 2 bin 781’e yükseldiğini belirtti.
Burada dikkat çeken noktalardan biri de, adı dünyanın sayılı markaları arasında yer alan firmaların tek tek kapısına kilit vurması. Yüzlerce kişiye istihdam sağlayan bu firmaların en büyüklerinden yedisi geçtiğimiz aylar içinde ticaret ve üretim alanından çekildiler.
Gürer’in , bu konudaki görüşleri de şöyle: “Giyim eşyası imalatında 750–999 çalışanı olan 7 şirket kapılarını kapattı. Tekstil ürünleri imalatında binin üzerinde çalışanı bulunan 2 büyük tesis, 500-750 çalışan aralığındaki 6 işletme faaliyetlerine son verdi. Bu kapanmaların sonucunda yalnızca sekiz ayda 58 bin 918 çalışan işini kaybetti. Bu yıl içinde bugüne kadar 289 tekstil firması konkordato ilan etti.”
Peş peşe kapılarına kilit vuran sektörlerin temsilcileri bugünlerin geleceğini aylar öncesinden dile getirmişler ve gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmişlerdi. Ancak öyle anlaşılıyor ki, “paramız var ki alabiliyoruz” anlayışının bir başka örneğini tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerinde yaşıyoruz.
Dünyanın sayılı tekstil, hazır giyim ve deri üretim ülkelerinden bir olan Türkiye, hızla pazar kaybediyor. Bunun doğal bir sonucu olarak da yıllarca süren mücadele sonucu elde edilen pazarlar bir bir elden çıkıyor.
Özetle;
Enerji maliyetleri, döviz kuru dalgalanmaları, krediye erişimde yaşanan sıkıntılar, yüksek faiz ve hammaddede dışa bağımlılığın artması ve pazar daralmasının sonucu her geçen gün büyüyen sorunlar, bu gözde sektörlerimizin elden çıkmasına neden oluyor. Bazı firmaların başta Mısır olmak üzere üretim bantlarını Pakistan, Hindistan ya da ülkemize yakın bazı AB ülkelerine taşımaları başta istihdam olmak üzere ülkemiz için birçok kayıpların yaşanmasına neden oluyor.
Mesela, bu sektörlerin yurtdışına gitmesiyle birlikte ülkemizin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan pamuk, çiftçilerin bu ürünü üretmemelerine neden oluyor. Yani çiftçi artık pamuk ekmekten çekilmiş durumda. Üretimden ve satıştan doğan gelirlerin vergi dışında kalması, üretilen katma değer hep kayıp hanesine yazılıyor.
O halde sormak istiyoruz, tüm bu sorunları çözmesi gerekenler, böylesine önemli ve stratejik sektörleri kaybetmemiz karşısında ne yapıyorlar? Çiftçinin ekmediği, sanayicinin biriken dağ gibi sorunlarına çözüm beklendikleri, işsiz ana-babaların evlerine bir lokma ekmek götüremedikleri bu ahvalde çözüm üretmek için daha neyi bekliyorlar?