Bugün 2025 enflasyonu belli olacak...

Peki, gerçekten de belli olacak mı?

Kim, kimin açıkladığı enflasyon oranına inanıyor?

Sizce gerçek enflasyon ne kadar?

Memlekette enflasyonu ENAG, TÜİK ve İTO ölçüyor amma ve lakin bu ölçümler arasında dağlar kadar fark var.

İnsanlarda doğal olarak öncelikle kendi gözlemlerine itibar ediyor ve enflasyon ölçümü yapan kuruluşları buna göre değerlendiriyor ki bu çok normal. Normal, çünkü; her insan bizatihi ekonominin içinde yaşar, ekonomik olayları kendi gözü ile görür ve kendi aklı ile değerlendirir, kimin ne dediğine değil kendi kanaatine bakar...

Aslında bu tip hesaplamalar vatandaşlar için değil profesyonel yatırımcılar için yapılır ama onlar bu konuda çok daha realisttir ve enflasyon gibi hesaplamaları gerçekçi bulmazlarsa kesinlikle yatırım matırım yapmazlar. Yapmazlar, çünkü; enflasyon hesaplamalarını doğru yapamayan ya da yapmayan bir ülkenin diğer bütün hesaplamaları da yanlıştır ve bu hesaplamaları baz alarak yatırım yapmak aşırı risklidir.

Sonuç olarak enflasyonu düşük açıklamak ne vatandaşı ve nede profesyonel yatırımcıları kandıramaz.

Enflasyonu düşük açıklamak bir tek hükumetin işine gelir ve hükumet bu sayede ödemek zorunda olduğu maaşlara daha az zam yapmak için bir kılıf bulur.

Tamam, hükumet böyle bir bahane bulup, kullanır ama sonuçta memlekette geçim derdi en yakıcı sorun olarak ortalığı kasıp kavurmaya devam eder.

Bir ülkede insanların çalışmaktaki asli amacı insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek, geçim sıkıntısı çekmemektir. Eğer insanlar hem çalışıp hem de geçim sıkıntısı çekmeye başlarsa “öyleyse ben neden çalışıyorum?” diye sorgulamaya başlar.

Bu sorgulamanın başlıca üç sonucu olur:

İlk olarak hem çalışıp hem de geçim sıkıntısı çeken insanlar çıkış yolu olarak ek işlerde çalışmaya başlar, fakat insan biyolojisinin sınırları bellidir, bu sınırlar zorlandığı zaman bu sefer çalışanlar hiçbir işi tam gerektiği gibi yapamaz; sonuçta çalışanın verimliliği, üretimin nicelik ve niteliği aşırı düşer.

İkinci olarak olarak ise çalıştığı halde geçinemeyen insanlar “bu paraya bu kadar çalışılır” diyerek işi sallamaya başlar. Bu tepkisel davranış sonucunda ise üretim hem nitelik ve hem de niceliksel olarak çok büyük zarar görür, verimlilik aşırı düşer patronlar maliyet tutturamaz hale gelir. Böyle tepkisel durumlarda çalışanlar bedenen iş yerinde olsalar bile üretmeleri gereken miktar ve nitelikte ürün üretmez bu da işletmeleri tüm maliyet hesaplamalarını alt üst eden bir kısır döngüye sokar.

Son olarak hakkı olan parayı kazanamadığını düşünen insanlar kolaya kaçıp gayrimeşru kazançları görüp o tarafa yönelebilir. Gayrimeşru kazanç deyince de aklınıza hemen banka soymak ya da uyuşturucu satmak falan gelmesin; rüşvet almak, yolsuzluk, zimmete para geçirmek gibi olaylar hızla artar, imkanı olan avantasını almadan hiçbir iş yapmaz. Özellikle de bir çok kamu çalışanı elindeki imkanları fırsata çevirmeye çalışır. Öğrencisine özel ders veren öğretmenlerden, ceza yazmamak için avanta alan polis ve zabıtaya bahşişini almadan yapması gereken işi yapmayan sallayan memura kadar bir çok olumsuz örnek ortaya çıkar. Ayrıca bir çok insan yoğun bir şekilde havadan para gelir, geçim sıkıntısından kurtulurum umudu ile kumar, at yarışı, bahis ve piyango oynamaya başlar. Zaten geçimime yetmiyor belki böyle katlar çoğaltabilirim diyerek elindeki az biraz parayı kumara yatıran insanların çok ama çok büyük çoğunluğu o azıcık paralarını da kaybedip tam bir sefalete düşer.

Peki, ne yamak lazım?

Bu noktada asli görev hükumete düşmektedir ve hükumet insanların geçinebilecekleri ücretleri elde edebilmesi için gerekli önlemleri almalı, tüm dünyada başarılı sonuçlar üretmiş doğru politikaları uygulamalıdır.

Patronlar ise emeğe hak ettiği geçimlik parayı vermemenin sürdürülebilir bir çıkış yolu olmadığını bilmeli ve gerekirse karlılıklarından fedakarlık ederek çalışanlarına geçinebilecekleri ücretleri vermelidirler.

Bu dediklerim yapılmazsa ki yapılmayacak gibi görünüyor 2026 da da geçim sıkıntısı sürer ve sağlıklı bir ekonomi inşa etmek hiçbir şekilde mümkün olmaz.