Emeklilerde kan kaybı olanca hızıyla sürüyor. Bilindiği gibi, en düşük SSK ve Bağ-Kur emekli aylığın da artış yüzde 15,75 olarak gerçekleştirildi. Yani en düşük maaşı, hazine desteğiyle 14 bin 469 liraya yükseltildi. Yani, tüm çabalara karşın 14 bin 500 lira bile yapılmadı. Sadece, karara bağlandı ancak, emeklilerimizin cebine henüz giren tek bir kuruş yok.
Sorarsanız, emekli maaşlarına yapılan zamla, emeklilerimiz enflasyona ezdirilmedi. Onlar, “dert üstü murat üstü yaşıyorlar”. Ne kadar inandırıcı değil mi?
Ama sokağa çıktığınızda, marketleri dolaştığınızda, Pazar yerlerini gezdiğinizde milyonlarca emeklimiz boş poşetle geldikleri yerlerden yine ellerinde boş poşetle evlerine dönüyorlar.
Asgari emekli maaşı ya da ona komşu maaş alan emeklilerimizin oranı yüzde 70’lere ulaşmış durumda. Kağıt üstünde, emekli maaşlarına yapılan zam oranı bir önceki yıla göre yüzde 30’lar düzeyinde, ama hayat standartlarına bakıldığında emeklilerin durumu her geçen gün biraz daha bozuluyor.
Dünyada ve ülkemizde emekli maaşları gün itibariyle hangi düzeyde, gelin bir bakalım. Emekli maaşının en yüksek olduğu ülke, 2 bin 734 euro ile Lüksemburg. Bu ülkeyi 2 bin 513 euro ile İzlanda, 2 bin 448 euro ile Norveç, 2 bin 257 euro ile Danimarka, 2 bin 144 euro ile İsviçre, 2 bin 3 euro ile Hollanda izliyor. Avusturya, İsveç, Finlandiya ve Belçika 2 bin euroya yakın emekli maaşı veriyorlar.
Son sırada yere alan ülkeler klasmanına baktığımızda Polonya, 498 euro, Estonya 487 euro, Macaristan 427 euro, Slovakya 395 euro, Letonya 386 euro, Hırvatistan 385 euro, Litvanya 364 euro, Romanya 351 euro, Bulgaristan 33 euro ve en son sırada 286 euro ile Türkiye yer alıyor.
Ne yazık ki, bu sıralamada, ilk on ülke düzeyine bir türlü ulaşamadık. Sıralamada hep sonlarda yer aldık.
Yine, ILO raporuna göre, Dünyada ve Türkiye’de hükümetler emekliler için ne harcıyor. Ne yazık ki burada da durumumuz hiç parlak değil. Kuzey Afrika ülkeleri yüzde 1.7 ile en az harcama yapan ülkeler grubunda ilk sırayı alıyor. Düşük orta gelirli ülkelerde bu oran yüzde 2.6, Arap ülkelerinde ise yüzde 3.8 seviyesinde. Türkiye yüzde 4.3’lük oranla son sıralarda bulunuyor.
Orta ve batı Asya ülkelerinde yüzde 4.5, Asya Pasifik ülkelerinden yüzde 5.4, yüksek orta gelirli ülkelerde yüzde 5.8, Latin Amerika ülkelerinde yüzde 7.4, Kuzey Amerika ülkelerinde yüzde 8.2, yüksek gelirli ülkelerde yüzde 9, Doğu Avrupa ülkelerinde yüzde 9.3 ve Batı, Kuzey ve Güney Avrupa ülkelerinde ise yüzde 11.3 oranında emekliler için kaynak ayrılıyor. Dünya ortalaması da yüzde 7.9 seviyesinde gerçekleşiyor.
Tüm bu rakamlara baktığımızda, ülkemizde emeklilerimize ne kadar değer verdiğimiz ortaya çıkıyor. Ülkenin bugünlere gelmesinde, ekonomik zenginliğinde, hayatlarının en verimli çağını heba eden bu insanlara bir borcumuz yok mu?
Kaldı ki; emekliler , devlet hazinesine, maaşlarından her ay kesilen primler ödemediler mi? Daha maaşları ceplerine girmeden takır takır kesilen prim ve vergilerle, gelecek günleri için birikimde bulunmadılar mı?
Elbette bugün yıllar boyunca ödedikleri her kör kuruşun karşılığını istemek hakları değil mi? Bunu inkar etmek kimsenin haddi olmamalı. Asgari emekli maaşı ile yarı aç yarı tok, soğukta buz gibi evlerde battaniye altında, televizyon ışığında hayat mücadelesi veren bu insanlara kalan ömürlerini refah içinde geçirmelerini sağlamak kimin görevi? Emeklilerimizin göz yaşlarını silmek, ne benim ne de sizin göreviz. Bu görev, ülkeyi yönetenlerin vebalindedir.
Özetle;
Hava karardıktan sonra, Pazar tezgahları arasında dolaşarak, çer-çöp olmuş sebze ve meyve toplayarak evine götüren, marketlerden “olgunlaşmış” adı altında, yiyecek toplayan emeklilerimizin içine düştükleri durumun süratle düzeltilmesi için ne yapılması gerekiyorsa süratle yerine getirilmelidir.
KOİ projeleri ödemelerini, kur korumalı hesapların faizlerini gün sektirmeden ödeyen bu ülke, emeklilerine de gerekli kaynağı sağlamalılar. Emekli maaşlarının enflasyon artışına neden olduğu gibi ekonomi bilimine aykırı söylentiler geliştirenler, tüm çabayı vatandaşlarından bekleyenler, daha ne kadar kulakları duymaz, gözleri görmez şekilde davranmaya devam edeceklerdir. Şeyh Edebali’nin dediği gibi, “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” ne zaman ülkemiz için de kıstas olacaktır.