Devletler, kamusal hizmetlerini karşılamak üzere vatandaşlarından vergi alırlar. Bu vergilerin adil olması ve herkesin gelirine göre olması arzulanır. Vergi hukuku kamu hukukunun bir parçası olarak anayasa hukuku ile çok yakın bir ilişki içerisindedir.

 Anayasamızda vergi ile ilgili olarak; herkes vergi ödemekle yükümlüdür, herkes mali gücüne göre vergi öder, vergi kamu giderlerini karşılamak üzere toplanır, vergi yükü adaletli ve dengeli olmalıdır ve son olarak bir vergi alınması söz konusu ise alınacak vergi için kanun ile düzenlenme yapılaması zorunludur.

Yüksel enflasyon dönemlerinde işletmeler için bir dizi zorlukların yanı sıra piyasa belirsizlikleriyle doludur. Maliyetlerin hızla artığı, fiyat istikrarının sağlanmasının zorlaştığı bu dönemlerde, vergi politikalarının işletmeler üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır.  Enflasyonun yüksek olduğu dönmelerde tüketimden kaynaklanan katma değer vergisi (KDV ) işletmelerin mali durumunu etkileyen önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

Tüketimden kaynaklanan KDV, bir mal ve hizmetin satışı sırasında alınan bir vergi türüdür. O nedenle tüketicilerin davranışlarından doğrudan etkilenir. Yüksek enflasyon dönemlerde tüketici davranışları hızla değişir. Normal zamanlarda tasarruf ve tüketim eğilimlerindeki davranışları, başlangıçta hızla tüketime yönelirken, zaman içerisinde alım güçlerindeki düşmeler nedeniyle tüketim eğilimlerinde belirgin değişimler ortaya çıkar. Zorunlu ihtiyaçlara daha fazla harcama yaparken, diğer ihtiyaçlarını erteleyebilirler.

Tüketim tipi KDV, işletmelerin satışları üzerinden alındığı için işletmelerin maliyetlerini doğrudan etkiler. İşletmelerin satışları düşse bile, KDV oranları genellikle sabit kalır veya artar. İşletmelerin vergi yükü artar, kar marjları düşer. İşletmelerin rekabet gücünü de etkiler. Hem maliyetlerin artması hem de rekabet güçlerini kaybetmeleri durumunda işletmelerin sürdürülebilirlikleri de tehlikeye girer.

Tüketici davranışlarının değişmesi ise daha fazla zorunlu ihtiyaçlara harcama yapma eğilimi, tasarruf etme eğilimi artışları, satın alma alışkanlıklarında değişiklikler yapar.  Tüketiciler, yatırım ve alternatif yollar bularak tasarruflarını korumak isterler.

Tüketiciler, yüksek enflasyon dönemlerinde gelir dağılımından da yüksek oranda etkilenirler. Zengin daha zengin olurken, yoksullaşanlar çok daha fazla etkilenirler. Düşük gelir grubunda olan tüketiciler artan fiyat artışları nedeniyle satın alma güçlerinin azaldığını, daha fazla hissederler ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırlar. 

Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon hem işletmeleri hem de tüketicileri doğrudan etkilemektedir. Hükümetin uyguladığı KDV oranlarındaki değişiklikler ve KDV sınıfları arasındaki değişiklik yaparak, bağzı mal ve hizmetlerin düşük oranlı KDV den yüksek oranlı KDV ye geçirilmesi, maliye politikalarının üretenler ve tüketenler açısından zor durumlara neden olacağı görülmektedir.

Vergi politikalarının esnekliğini kaybetmesi, maliye politikalarını uygulayanların arzuladığı sonuçları doğurma durumunda, bağzı hastalıklara neden de olacakları kaçınılmazdır. Maliye politikalarını uygularken hükümetin ve işletmelerin tüketicilerin davranışlarını anlamak ve enflasyonla mücadelede uygun politikaları bulmaları toplumsal sürdürülebilirliğe etkisini de düşünmelidirler.

Tüketimden kaynaklanan dolaylı vergilerin başta KDV olmak üzere, yüksek olması tüketicilerin yüksek enflasyonda daha fazla vergi ödemelerine neden olmaktadır. Kısıtlı kaynakları olan dar gelirlilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla harcama yapmalarını zorunlu kılmaktadır.

Yüksek enflasyon dönemlerinde hükümetlerin uyguladığı politikaların temel amacı, ücretleri sabit tutarak harcama eğilimini kontrol altına alma düşüncesi, emeklileri, sabit ücretle çalışanları daha fazla etkilemektedir.  Yüksek enflasyon, gelir dağılımını daha fazla bozarak zengini daha zengin yaparak bir servet transferi yapmaktadır.

Hükümet emekliye ve sabit gelirli ücretlilere para bulmakta zorlanırken, sermayeye daha fazla faiz ödeyebilmektedir. 

Yüksek enflasyonda, işletmeler maliyetlerini kontrol edememekte, KDV yüküyle karşılaşmakta, tüketici ise davranışlarını değiştirerek, gelirlerindeki azalmanın yanı sıra tasarruf edebilenlerin alternatif yollar üzerinden yeni fiyat artışları oluşturabilmektedir.

 Hükümetin, tüketim üzerinden alınan KDV için düzenleme yapacağı bir alan artık kalmamış gözükmekte. Tüketimden alınan verginin yüksek olması, düzenleme esnekliğini yitirmiş artık. İşletmelerin sürdürülebilirliğini ortadan kaldırabilecek bir duruma gelmiştir. Tüketicilerin özellikle dar gelirlilerin, yaşamlarını daha kötüleştirmekte mutlak yoksulluğu artırarak, aile bütçelerinden daha fazla parayı vergi olarak ödemelerine neden olmaktadır.

Bir Atasözümüz var ya; aşağıya tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık diye. Tüketimden alınan KDV tamda bu durumda.