Vergi son zamanlarda çok konuşulur bir hal aldı. Hiç ilgilenmeyen hatta verginin ne olduğunu, ne için alındığını bilmeyen vatandaşlar bile, artık vergi konusunda, konuşur oldular. Bundan yakınarak çok vergi alınıyor diye feryat ediyorlar.
Devletin aldığı vergiler, türlerine göre dolaylı ve dolaysız vergi diye sınıflandırılır. Diğer taraftan da kaynağına göre gelirden alınan vergiler ve tüketimden alınan vergiler gibi adlar alırlar. Gelirden alınan vergiler beyan esasına dayanırlar. Devlet, verginin kolay toplanması ve maliyetinin düşük olması için bazı vergiler kaynağında kesilerek, bir beyanname ile vergi idaresine beyan edilmesini sağlar.
Ücretle çalışanların vergileri, kaynağında işverenler tarafından kesilip vergi idaresine yatırıldığı için, çalışanlar bu vergi ile çok ilgilenmezler. Hatta, çoğu ücretli, kendi ücretinden bir verginin kesildiğinin farkında bile değildir. Çalışan aldığı net ücreti gördüğü için gerisiyle çok ilgilenmez. Yükü işverene kalır.
Kesilen vergi yükü arttıkça işveren net ücretleri çalışana daha az vermeye çalışır ki, işçilik maliyetleri işverenin rekabet gücünü ortadan kaldırmasın. İşçi ne zaman işverenle brüt ücret üzerinden anlaşır, işte o zaman ücreti vergi dilimine takılıp düştükçe, verginin ne olduğu anlaşılıyor. 2025 yılında uygulanacak, Asgari ücret artışı, insanın asgari yaşamına yetecek kadar bir ücret olmayan, vatandaşın geçim derdini artırmaktadır.
Devlet, vergiyi sadece gelir üzerinden toplamıyor. Tüketim üzerinden de topluyor. Nedir bunlar. Et ve balık ürünleri, Süt ve süt ürünleri, Sebze ve meyvelerdir. Protein, yağ ve karbonhidratlar temel besin kaynaklarıdır. Dayanıklı tüketim maddeleri, beyaz eşya, kırtasiye, otomobil vb. görece daha uzun süre ve birden çok kullanımı söz konusu olan mallardır. Sadece tüketimden alınan vergiler bu mallarla sınırlı da değildir. Benzin, mazot vb. gibi mallardan verginin de vergisini (ÖTV’ den, KDV alındığı gibi) almaktadır.
KDV’ nin önemi işte hayatımızda tükettiğimiz her türlü mal ve hizmetin maliyeti üzerinden bir vergi olarak devlet tarafından alınmasından kaynaklanıyor. Kişisel tasarruf oranlarımızı düşürüyor. Daha fazla refah içerisinde yaşayabilecek iken, bu tutar devlet tarafından vergi olarak elimizden alınıyor. Yaşayabilmek için daha fazla süre çalışmak zorunda kalıyoruz. Daha az kendimize ve ailemize zaman ayırabiliyoruz.
Üstelik bu tüketim vergisi Anayasamızda belirtilen kurala göre de alınmıyor. Anayasamız ne diyor. “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” Bu vergiler gelire göre alınmadığı için sosyal amacına da ulaşamıyor. Ekmek alırken zengin de aynı vergiyi ödüyor, fakir de aynı vergiyi ödüyor. Vergi yükünün adaleti dengeli ve eşit olarak dağıtılmamış olarak ortaya çıkıyor.
Tüketim vergisini önemli hale getiren diğer bir unsur da, toplanan vergiler içerisinde, çok ağırlıklı bir tutar olarak, yer almasıdır. 2024 yılında toplanan verginin, %20,9 Gelir Vergisinden, %12,2 Kurumlar Vergisinden, 66,1 yurttaşların harcamaları üzerinden alınan Katma Değer Vergisi Ve Özel Tüketim Vergisinden toplanmıştır. Dolaylı (Yurttaşların Tüketiminden alınan vergiler) verginin nispi oranına bakacak olursak, yapılan bütçedeki payın, yaklaşık olarak %66,1’ini oluşturmaktadır. Yani ülkede toplanan 100 TL ‘lik verginin 66,1 TL’lik kısmı yurttaşların ekmek, süt, yumurta, yoğurt, eğitim, benzin ve sigara vb. gibi tüketim maddelerinden alınmaktadır.
Vatandaşlar, kıt kaynaklarla yaşamını sürdürürken, vergiler için ya sabır çekmesi, biraz da bu adaletsiz ve eşitsiz vergiden kaynaklanmaktadır.