Bazı insanlar için mutluluk, rahatlatıcı bir durak değil; tetikte olunması gereken bir eşiktir. Her şey yoluna girdiğinde, ilişkiler sakinleştiğinde ya da hayat biraz hafiflediğinde içten içe bir huzursuzluk belirir. Sanki iyi hissetmek dikkatsizlikmiş gibi…
“Şimdi bir şey olacak”, “Bu kadar iyi gitmesi normal değil”, “Kesin bozulur” düşünceleri sessizce zihni doldurur.
Bu tedirginlik çoğu zaman fark edilmez. Çünkü kişi dışarıdan bakıldığında gayet iyi görünür. İşler yolundadır, ilişkiler sürmektedir, hayat devam ediyordur. Ama iç dünyada bir alarm hâli vardır. Mutluluk yaşanır, fakat tutulamaz.
Peki mutlu olmak neden bazı insanlar için bu kadar huzursuz edicidir?
Çünkü zihin yalnızca bugünü değil, geçmişi de taşır.
Daha önce iyi hissettiği anların ardından kayıp, hayal kırıklığı ya da ani değişimler yaşamış biri için mutluluk güvenli değildir. Zihin, “Bunu daha önce yaşadık” der ve koruyucu bir refleksle felaket beklentisini devreye sokar. Bu beklenti, kişiyi üzülmekten değil; yeniden hazırlıksız yakalanmaktan korumaya çalışır.
Bazı insanlar için gerginlik tanıdıktır.
Kaygı, kontrol ve tetikte olma hâli yıllar içinde içsel bir düzen oluşturur. Bu düzende sakinlik yabancı, huzur geçici, mutluluk ise şüphelidir. Zihin bildiği yerde kalmak ister. Çünkü tanıdık olan, her zaman daha güvenli hissedilir; yorucu olsa bile.
Özellikle erken dönem yaşamında duygusal olarak istikrarsız ortamlarda büyüyen kişiler için sakinlik kalıcı bir deneyim olmamıştır. İyi anlar, “fırtına öncesi sessizlik” gibi algılanmış olabilir. Bu nedenle mutluluk, keyif veren bir duygu olmaktan çok, kaybedilecek bir şey hâline gelir.
Mutluluğun tedirgin etmesinin bir diğer nedeni de suçluluktur.
“Bu kadar iyi hissetmeye hakkım var mı?”, “Başkaları zorlanırken ben nasıl rahat ederim?” gibi düşünceler, kişinin iyi oluşunu gölgelebilir. Özellikle sorumluluk almaya, başkalarına destek olmaya alışkın kişiler için mutluluk, farkında olmadan bencillikle eşleştirilebilir.
Bir de kontrol meselesi vardır.
Gerginlik, kişiye bir tür kontrol hissi verir. Sürekli tetikte olmak, sanki olası kötülükleri önceden fark edebilirmiş gibi bir yanılsama yaratır. Oysa mutluluk kontrol edilemez. Ne kadar süreceği, ne zaman biteceği bilinmez. Bu belirsizlik, kontrol ihtiyacı yüksek kişiler için rahatsız edicidir.
Burada önemli olan şu: Mutluluktan kaçınmak bilinçli bir seçim değildir.
Bu, çoğu zaman geçmişte işe yaramış bir korunma biçimidir. Ancak bugün, kişinin iyi olma hâlini sınırlayan bir kalıba dönüşür. İnsan, kendini korumaya çalışırken iyi olma ihtimalinden de uzaklaşır.
Bu noktada yapılması gereken, tedirginliği bastırmak değil; ona kulak vermektir.
“Mutlu olduğumda neden huzursuzlanıyorum?” sorusu, insanı zayıflatmaz; aksine kendine yaklaştırır. Bu soru, hangi duyguların tanıdık, hangilerinin tehdit gibi algılandığını görünür kılar.
Mutluluk her zaman coşku değildir.
Bazen sessizliktir. Bazen yükün biraz hafiflemesidir. Bazen de sadece “iyi” hissetmektir. Bu hâle izin verebilmek, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi derinden değiştirir.
Belki de mesele mutluluk değil; onun ardından geleceğine inandığımız eski hikâyelerdir.
Ve çoğu zaman iyileşme, mutlu olmaya çalışmakla değil, mutlu hissettiğimizde ortaya çıkan tedirginliği fark edip onunla kalabilmekle başlar.