Sürekle AKP’ye oy veren bir tanıdığıma geçenlerde sordum! AKP; “AK Parti mi, kara parti mi?” oldu diye… Şunu söyledi: “Ben, AK Parti diye oy veriyordum. Ama AKP meğerse kara partiymiş…” dedi.
Birçok insan AKP’ye oy verirken Avrupa Birliği’ne girmeyi RTE ve ekibi kafasına koyduğunu düşünüyordu.Bu yol şimdi tıkalıdır. AB’ye giden yol karardı.

Türkiye’de yazın sahillerde denize giren bütün kadınları denize bikini ile girmekteler. “AKP’ye oy veren kadınlar sahillerde denize çarşafla neden giriyorlar? Sorusunu sorduğumda bu muhterem; “Bizim kadınlarımız namusludur, bikini giymezler!” demez mi?
İşte bu anlayışla AKP oy veren seçmenler ile RTE ve ekibi, 14 Ağustos 2001 günü kurulan partinin 23. yaşını kutluyorlardı.
Bu kutlama bir cenaze törenine mi, yoksa kendini “değiştirmeye” mi yönelecekti.
Yani “AKP’nin Kollektif Aklı” hangi rotaya kayacaktı.

Aklıma Franz Kafka’nın “ Değişim” adlı romanının kahramanı Gregor Samsa geldi. Kafka; bir sabah uyandığında kendini hamamböceği olarak bulur. Bizim teokratik devlet mecnunu, şeriat düşkünü, ümmet meftunu, Arapperest siyasal İslamcılarımız da tıpkı Gregor Samsa gibi, bir sabah uyanınca kendilerini “muhafazakâr demokrat” olarak bulmuşlardı.
Ben, bulmuşlar diyorum, çünkü bu değişimin herhangi bir tanığı yoktu. AKP, “eski hamam, eski tas” idi. AKP’yi yönetenlerden kimse kendilerinden değişmelerini istemedi. Ne var ki, Cumhuriyet ve başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerini içlerine sindirmeleri hem kendilerinin hem de ülkenin yararına olacaktı.

Olmadı. Ama ana muhalefet partisi CHP, değişime kayıtsız kalmadığı için 31 Mart 202 seçimlerinde AKP’yi ikinci parti konumuna düşürdü.
Bir ara AKP’nin başkanı Erdoğan, “roman kahramanı Gregor Samsa gibi bir mutasyona uğrayıp değişti…” diyelim. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve öteki zevat nasıl olup da hep birlikte koro ve kitle halinde değiştiler? Aynı anda yumurtadan çıkarak kanatlanıp uçan kelebekler gibi oldular…

Bence bunun yanıtı hazır. Akılları kolektifmiş, değişimleri de kolektif olmuş... Her şeyleri kolektif: Gözleri, kulakları, ağızları, elleri, ayakları... Her şeyleri kolektif! Bunu neden hatırlatıyorum? İlk kez RTE; partinin kuruluş basın toplantısında “kolektif akıl”dan söz etmişti. 26 Ağustos 2001 tarihli Akit gazetesinde yayımlanan röportajında da bu kavramı kullanıyordu. Akit Gazetesi’nin muhabirleri Serdar Arseven ile Kenan Kıran ortaklaşa soruyorlardı: “AK Parti, seçime kadar herhangi bir koalisyonun içinde yer alabilir mi? Böyle bir teklif gelse...”

O tarihte Erdoğan yanıtlıyor: “Bu benim tek başına karar verebileceğim bir konu değil. Az önce de söyledim. Biz kolektif aklın temsil edildiği bir parti olacağız. Bu konu gündeme gelirse oturup kendi aramızda konuşuruz. Bu konuda konuşmak için çok erken.”
Erdoğan’ın “Daha önce söyledim” dediği cümlesi ne idi? açıklayım şu cümleydi:
“Bir diğer özelliğimiz, tekelci liderlik anlayışına son vermektir. Kolektif aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışını benimsiyoruz.”
“Kolektif akıl!” kavramı RTE’nin gündeminde 23 yıl içinde kaçtı.

“Kolektif akıl” kavramını kullanma gerekçesi ne olursa olsun halk fiyat artışlarıyla yandı. “Kolektif akıl”ı temsil eden liderlik ebedidir. Kendisini seçen kolektif aklı temsil ederken, kolektif akla dönüşüp bizzat kolektif akıl olacağı için bir daha yerinden kımıldamaz. Kolektif akılla tekelci liderlik anlayışına son vermek bir yana, kolektif akılla tekelci liderliğin daniskası kurulurdu.

 Ama adı AKP olan bu parti uygulamaları ile “kara partiye, tek adam rejimine” dönüşmüştü. İradesi özgür olmayan, aklı özgür olmayan, bir ortak aklın direktifleriyle karar veren insan topluluğunun demokrasiyi bulması, yaşatması mümkün mü?
“Ortak akıl”ın vardığı noktayı en iyi Necmettin Erbakan belirliyor ve “Lidere itaat farzdır” diyor. Ortak akıl, demokrasilerde değil, teokratik düzende, faşizmde, totaliter rejimlerde geçerlidir. Onlar tarafından yaratılır, o da RTE gibi tek adamdır! Kamuoyunda “AKP ak parti mi, kara parti mi?” tartışması sürüyor.