İnsan, gelişmek istiyorsa sorumlulukları üzerine almalı. Evet, doğru bir yolda ilerlerken önümüze görmeyelim diye şeffaf tümsekler koyacak birileri hep olacaktır. Ama o birileri hiçbir zaman eksilmeyecek.

O yüzden, kendimizi korumanın ilk yolu, başımıza gelenlere dair sorumluluğu başkasına değil, doğrudan kendimize yüklemek.
Yıllar önce izlediğim bir videoda konuşmacı, “18 yaşından büyüksen, başına gelen her şeyden sen sorumlusun” diyordu. Beyin hücrelerini kışkırtan bir cümleydi bu. “Gerçekten mi?” diye düşünmüştüm. Ama örnekleriyle beni ikna etmişti. Sonra yıllar geçti; Stoacılık temelli bir kitapta Epiktetos’un sözüne denk geldim:
“Mantıklı seçimlerimi, kendileri dışında hiçbir şey engelleyemez. Mantıklı seçimlerim bunu ancak kendi kendine yapabilir. Hata yaptığımızda yalnızca kendimizi suçlamalı ve huzursuzluğun tek kaynağının düşüncelerimiz olduğunu fark etmeliyiz. Yaratıcı şahidimdir ki bu farkındalıkla gelişme sağlanacaktır.”
Ne diyor Stoa radyosunun kışkırtıcı spikeri Epiktetos? “Sorumluluğu üzerimize alırsak gelişeceğiz.” Peki, gerçekten öyle mi? “Bana şunu yaptılar, bunu yaptılar” diyen bir nefese elbette bir şeyler yapılmıştır. Ama o yapılmadan önce, mantığını hangi çıkmaz sokakta bıraktı?
Geldik mantığa… Demek ki: mantık, sorumluluk ve “tek suçlu biziz” bileşenleri, Bermuda Şeytan Üçgeni gibi bir denklem. Buradan çıkıp ekonominin dar yollarına çevirelim direksiyonu.
Ekonomi bugünlerde yine en çağ dışı dönemlerinden birini yaşıyor. Aslında yeni değil bu hâl, sadece daha keskin. 90’larda aniden patlayan enflasyon, bugünkü Türkiye’de daha yapışkan ama daha derinden ilerliyor. Neye ne ödediğimizi şaşırmamız boşuna değil. Peki, durum böyleyken biz ne yapacağız? Kepenk mi kapatacağız? Hayır. Önce kendi sorumluluğumuzu alacağız. “Epiktetos’a bir göz kırpalım: Gelişim için sorumluluk almak nedir?
Bu ekonominin yakan dilinde, şirketlerimiz için su gibi olacağız. Harcamalar dengesini kuracağız. Gereksiz kısıntılar değil; akılcı sadeleşme… Şirket yapınız ne olursa olsun, yönetici de sahada olacak; çünkü şu an oksijen sahada alınıyor. Alternatifler üretmek şart.
Bu dönemde, iş çözümlerinde “hayır” değil, “olabilir” diyebilenler öne çıkacak. Çünkü inovasyon, “olmaz” duvarlarına değil, “neden olmasın?” sorularına çiçek açar. Yeni fikirler, sorumluluğun elinden tutan iyileştirme duygusuyla birleşirse; o zaman başarı dediğimiz mezuniyet töreni de daha anlamlı olur. Unutmayalım: Yenilik, sadece değişmek değil; düşünmeyi değiştirmektir. Ve fikirler… onlar, başarının sessiz ayak izleridir.
Bugün birçok şirket, personeline zorunlu yıllık izin kullandırmak zorunda kalıyor. Sektöre hâkim, deneyimli firmalar bile ciddi anlamda zorlanıyor. Her köşe başında, dedikodu gazetesi gibi alevden satırlar dökülüyor. Ama biz… tam da bu noktada sorumluluğu almayı seçeceğiz. Çünkü krizden kaçmak değil, krizi fırsata dönüştürmek isteyenler için yol hâlâ açık.
İletişimi artıracağız. Müşterilerle, ekip arkadaşlarımızla, tedarikçilerle… Tahsilatı söylemiyorum bile. Tahsilat, önceliğimiz. Çünkü alınmamış bir tahsilat, hediye edilmiş bir paradır. Ona satış denmez. Alacağı Everest’e ulaşmış insanların hâlâ yeni iş peşinde koşmasına şaşırıyorum. Ama bir yanım da susuyor; çünkü ben de zamanında bu dilin kuralını ihlal ettim. Siz etmeyin. Tahsilatı şirket sahnenizin başrolüne koyun.
Ve lütfen: gereksiz harcamayın. Mantıkla kavga ettiğinizde her şey “gerekli” görünür. Ama ne kavga edin, ne de gereksiz yere para harcayın. Freud’u dinliyorum gözlerim kapalı, egom fısıldıyor: “Biz kemer sıkalım, bazı karar vericiler altın varaklı kemer taksın, bu hak mı?” Ama cevabı biliyoruz: Tüm sorumluluk bize ait. Kimseye değil.
İşte bu yüzden, şirketlerimizde ister patron, ister yönetici, ister ekip arkadaşı olalım… Hepimiz için aynı reçete: Sorumluluk alıyoruz. Mantığımızı terk etmiyoruz. Ve başarıyı başka sokaklarda değil, tam da bu yolda — kendi aklımızla, kendi çabamızla — kucaklıyoruz.
Çünkü bazı üçgenler, insanı kaybetmek için değil, kendine getirmek için vardır.
Mantık, sorumluluk ve iç ses… Dönüp dolaşıp hep aynı noktaya çıkar:
Bakış yönünü seçmek, hâlâ senin elinde.