Asgari ücret ilk açıklandığı günlerde bu köşede yer alan yazımızda, bu rakamın birkaç ay içinde açlık sınırının altında kalacağını belirtmiş, tespit edilen ücretin ne kadar yetersiz olduğuna ilişkin görüşlerimizi açıklamıştık.
Türk-İş’in açıkladığı açlık ve yoksulluk rakamları gösterdi ki, asgari ücretler daha cebe girmeden açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş’in tespitlerine göre, ağır geçim şartları, çalışanların temel sorunu olmaya devam ediyor. Asgari ücretli çalışanların ve asgari ücretin altında aylık alan emeklilerin hayat koşulları, gelirlerine yapılan artışa rağmen iyileşmedi.
Türk-İş Konfederasyonu tarafından, her ay, düzenli olarak yapılan açlık ve yoksulluk sınırına ilişkin araştırmanın bu yılın ilk ayına ilişkin verilere göre;
- Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 22 bin131 liraya,
- Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise yani yoksulluk sınırı 72 bin 088 liraya,
- Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 28 bin 756 liraya yükselmiş.
Türk-İş bu tespitlerinin yanı sıra bir de “mutfak enflasyonu” dediğimiz verilerdeki değişimleri de tespit etmiş. Buna göre, yine Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 4,97 oranında gerçekleşirken, on iki aylık değişim oranı yüzde 47,06 olmuş ve yıllık ortalama artış ise yüzde 60,30 olarak gerçekleşmiş.
Hesap gün gibi ortada. Asgari ücretle çalışanlar, asgari ücretin altında gelire sahip günü birlik işlere gidenler ve emeklilerin durumu, Sayın Hazine ve Maliye Bakanı’nın açıkladığı pembe tablo ile üst üste konulduğunda birçok açıdan olumsuzluk sergiliyor.
Çok değil geçtiğimiz hafta içinde, AK Parti Ankara Kadın Kolları Yedinci Olağan Kongresi’nde konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek bakın ne demişti bir hatırlayalım.
“Net asgari ücret, AK Parti hükümetlerinden önce 184 lirayken bugün 22 bin liranın üzerine çıkmıştır. Enflasyondan arındırıldığında yüzde 293 artmış, böyle bir dönem yok. Çalışanları bundan sonra da enflasyona ezdirmeyeceğiz. En düşük memur maaşı 392 liradan neredeyse 44 bin liraya çıkmış durumda. Dolar bazında 238 dolardan 1220 doların üzerine çıkardık. Dolar bazında 5 kat artmış oldu. Böyle bir dönem yok. En düşük emekli maaşı 66 liraydı. Bugün neredeyse 14 bin 500 liraya çıkmış durumda. Dolar bazında 40 dolardan 400 doların üzerine çıkmış. Bu dönemde 10 katlık artış var.”
Bu sözleri işittikten sonra, “madem işler bu kadar mükemmel, biz niye yokluk ve yoksulluk çekiyoruz” diye sormadan edemiyor insan. Öyle ya, sayın bakanın açıkladığı verilerle, Türk-İş’in tespitlerine baktığımızda sanki iki ayrı Türkiye var. Türkiye’nin birinde insanlarımız “dert üstü murat üstü” bir yaşantı sürüyor, diğer Türkiye’de ise, semt pazarlarından hava karardıktan sonra atık sebze ve meyve toplayan, marketlerden “olgunlaşmış” adı altında çürümeye yüz tutmuş ürün alanlar yer alıyor.
Hangi Türkiye’ye inanalım?
Sayın bakanın açıkladığı rakamlar el hak doğru. Ancak bir hayli eksik. Mesela, söz konusu zaman dilimi içinde, akaryakıt fiyatları ne kadardı şimdi ne kadar, bir kilo ekmeğin fiyatı kaç liraydı şimdi kaç lira. Mesela; o Türkiye’de etin kilosu kaç paraydı, şimdi kaç lira. Çay-simit hesabından gidersek sayın bakanın işin içinden çıkması mümkün değil. Kiralar, konut maliyetleri, işçilik maliyetleri ne kadardı, hayat şartlarını şimdi ne kadar etkiliyor. En basiti, bir kilo domates, bir kilo salatalık kaç liraydı şimdi kaç liraya satılıyor. Bunlara ilişkin bir açıklamada yapılsaydı hangi Türkiye’de yaşadığımızı daha iyi anlardık.
Özetle;
Bugün ülkemizde tüm insanlarımızı derinden etkileyen (yüzde 5’lik kesim hariç) ağır ve derin bir enflasyon sarmalı içindeyiz. Birkaç saat önce gittiğim zincir marketteki kasiyer, eline tutuşturulan yeni etiketleri tasnif ediyordu. Ben hafta birkaç kez etiket değiştirdikleri için yorulduklarını söylerken, o her gün etiket değiştirmekten bıktıklarını belirtti. Türk-İş’in mutfak enflasyonuna ilişkin rakamlar da gösteriyor ki, “mutfaktaki yangın” söndürülmeden evlere huzurun gelmesi mümkün değil. 2025 yılı için tespit edilen asgari ücretin daha ilk ayda eksiye düşmesi bu yılın dar gelirliler için çok daha ağır geçeceğini gösteriyor. Ocak ayı enflasyonunun yüzde 5’in üzerinde çıkması bunun bir işareti olarak değerlendirilebilir. Allah hepimize güç ve kuvvet versin!