Yaşam mottoları 'Şu an esastır' olan Hippilerin ve içlerinden biri olmaktan iftihar ettiğim 1946-1964'lü yıllar

arasında doğanların oluşturduğu (Baby Boomers) Patlama Kuşağının (Fırlamalar Kuşağı demek daha doğrudur) gözdeleri Bob Dylan ve Joan Baez'in yaşamları etrafında dönen Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez filmi kült şarkılarıyla bezenmiş o zamanın ruhunu mükemmel yansıtan felsefelerine götürdü beni... Nasıl götürmesin ki eş duyarlılıkla Jean Paul Sartre ve Simon De Beauvoir Paris sokaklarında ‘Les Temps Modernes’ politik dergisini, ben İstiklal Caddesinde ‘Atatürk’ün Bursa Nutku’nu dağıtarak küresel protestomuzu yaparken kulağımızda Dylan’ın ilham perisi Pete Seeger’in yazıp Baez’in söylediği Vietnam Savaşı protestosu ‘Where Have All the Flowers Gone’ (Bütün çiçekler nereye gitti) şarkısı vardı.Edebiyat alanında kendisini etkileyen üç eser olarak Herman Melville'in Moby Dick, Homeros'un Odysseia ve Erich Maria Remarque'nin Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı kitaplarını sayan bizden biri Dylan, Önce reddedip daha sonra aldığı Nobel Ödülü konuşmasında her ne kadar "Şarkılarımız yaşayanların dünyasında canlıdır. Ama şarkılar edebiyat gibi değildir. Onlar söylenmek içindir, okunmak için değil.

Shakespeare'in oyunlarındaki kelimeler sahnede oynanması içindir; nasıl ki şarkı sözleri söylenmek içinse, bir sayfada okunmak için değildir.” Dese de hemen hemen her şarkısı buram buram felsefe içerir. Anlayana tabii ki. Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez, 19 yaşında gitarıyla birlikte New York'a gelip, hızla yükselerek dünya çapında yankı uyandıran Bob Dylan’ın hikayesini konu ediyor. 1960'lar Amerika Birleşik Devletleri'nde de çalkantılarla dolu bir on yıldı. 19 yaşındaki Bob Dylan da kendisini ayaklanma girdabına kaptırır.

Minnesota'daki evini çoktan geride bıraktı ve şimdi dünyanın merkezi gibi görünen bir yerde müzik yapıyor: New York City. Orada, West Village'da, gitarı ve bagajındaki pek çok yetenekle kendini müziğe kaptırır. Halk hareketine yabancı olan Dylan, onun tarafından sahiplenilmek istemez. Kendi yoluna gitmek ve zirveye giden kaçınılmaz yolda gerçek dostlarını etrafına toplamaya çalışır. Bazıları onu sadece müzikal olarak alışılagelmişin tersine gitmek isteyen bir sekme olarak görürken, diğerleri ise onu harika bir sanatçı olarak görür. Her halukarda,1965 yılında Newport Folk Festivali'nde aniden elinde elektro gitarla sahneye çıktığında yeni bir dönem başlıyor gibi görünür. Sekme yakıştırması beyaz karga Dylan’a cuk oturuyor. Nietzche’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’te dediği gibi…Sürüde kalıp rahat yaşamaktansa aykırı olup dışlanmaya katlandı yaşamı boyu. Söyleyecek daha çok şeyleri olan Dylan ve Baez protest haykırmalarını sürdürüyorlar… Sekiz dalda Oscar adayı olan film için bir dipnotum var. Filmin pek çok sekansları iki başrol oyuncusu Timothée Chalamet ve Elle Fanning’in ortak olduğu Woody Allen’ın ünlü ‘New York'ta Yağmurlu Bir Gün’ komedisiyle benzeşiyor. Bu ödül yönünden handikap olabilir benden söylemesi.