Yoksulluğun gelmiş olduğu boyut, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından da tescillendi. 2023 yılı bilgileri referans alınarak yapılan araştırmada, geçtiğimiz yıl binde bir oranında artarak yüzde 13.6’ya ulaştığı açıklandı.

TÜİK’in tespitlerine göre; iş sadece yoksulluğun artmasıyla da sınırlı değil, yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfusun artmasının yanı sıra, gelir dağılımındaki eşitsizliğinde de derinleştiğine dikkat çekildi. Yine, ortalama gelirin yüzde 60’ı yoksulluk sınırı olarak kabul edildiğinde ise yoksulluk oranı yüzde 21,2’ye yükseliyor. Bu oran da17 milyon 821 bin kişinin yoksulluk sınırı altında yaşadığını gösteriyor.  Toplumun geniş bir kesimini derinden etkileyen yoksulluk yaşadığımız yanlış ekonomik politikaların bir sonucu. Bunu kabul etmemek, hatalarda ısrar etmek sıkıntının büyümesine neden oluyor. Yine, TÜİK’in tespitlerinden hareketle yaşanan krizin diğer verilerine satır başlarıyla bir bakalım.

Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halklarında da yoksulluk yüzde 10,8’e yükselmiş durumda. Önceki yıla göre, 3,1 puanlık bu yükseliş, artan ekonomik yük yoksul aileleri daha da kırılgan hale getiriyor.

Mobilya yenilemek, teknoloji tüketim mallarına ulaşmak eskiye nazaran çok daha zor hale gelmiş. Mesela, nüfusun yüzde 30’dan fazlası akan çatı, nemli duvarlar, çürümüş kapı-pencere çerçevesi olan konutlar yaşıyor. İzolasyon sorunu nedeniyle evler ısınamıyor. Doğal gazlı kaloriferli konutlarda artık kombiler yanmıyor. Bu durumda olanların oranı yüzde 30’lar düzeyinde.

Son yılda ve önceki üç yıldan en az ikisinde yoksulluk riski altında olanları kapsayan sürekli yoksulluk oranında da çarpıcı bir artış yaşanıyor. Geçen yıl yüzde 13’e gerileyen bu oran bu yıl yüzde 0,7 yükselişle 13,7 olmuş. Fertlerin yüzde 29,3’ü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Bu oran, 65 ve üstü yaş grubunda yüzde 23,3 olarak tahmin ediliyor. Bu yaş grubundakilerde yoksulluk veya sosyal dışlanma riski 2021 yılında yüzde 16,3 düzeyindeymiş. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların en yüksek oran yüzde 38,9 ile 0-17 yaş grubundaki bireylerde gerçekleşmiş. Buradan şöyle bir sonuç da çıkıyor. Bu yaş grubunu özellikle emekli vatandaşlarımız oluşturuyor. Bu gruptaki vatandaşlarımız sadece yokluk boğuşmuyor, aynı zaman sosyal dışlanmışlıkta yaşıyor.

Kadınların yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların oranı yüzde 31,5 ile ortalamanın da üzerinde. Erkeklerde ise bu oran 27,1 ile ortalamanın altında kaldı. Konut sahipliğinde de sürekli bir düşüş söz konusu. TÜİK’in verilerine göre 2014’te yüzde 61.1 olan konut sahipliği oranı, 2016’da yüzde 59.7’ye, 2018’de yüzde 59’a, 2020’de yüzde 57.8’e, 2022’de yüzde 56.7’ye ve geçtiğimiz yılda ise yüzde 56.1’e gerilemiş. Buda gösteriyor ki, geçmiş yıllarda emekli ikramiyesi ile bir miktar da borçlanarak konut edinebilen nüfus her geçen yıl periyodik olarak azalmış.

Araştırmaya katılanların cevaplarına göre öne çıkan tespitlerden bazıları ise şöyle:
•⁠ ⁠Yüzde 57’si tatil masrafından kısmış.
•⁠ ⁠Yüzde 39,3’ü et, balık, tavuk masrafını karşılayamamış.
•⁠ ⁠Yüzde 15’i ısınma masrafını ödeyememiş
•⁠ ⁠Yüzde 26,8’i beklenmedik harcamaları karşılayamamış
•⁠ ⁠Yüzde 59,6’sı eskimiş mobilyalarını yenileyememiş
•⁠ ⁠Yüzde 3,5’i sıcak su sistemi olmayan evlerde yaşıyor.

Özetle; Ülkemizde yaşanan derin yoksulluğun boyutları tüm çabalara karşın her geçen gün biraz daha büyüyor. Dünya Bankası’nın “ 2024 Yoksulluk, Refah ve Gezegen Raporu” nda da bu durum geniş şekilde ele alınıyor. Bu rapordan derlediğimiz bilgileri sizlerle bir sonraki yazımızda paylaşacağız. Ancak, TÜİK’in tespitleri bile sıkıntının geldiği taşınamaz ağırlığı gözler önüne sermeye yetiyor. Dünya Bankası’nın raporu, TÜİK’in ki gibi değil. Çok daha ağır ve sonuç odaklı birçok öneriyi de kapsıyor. Çözüm önerileri içinde çok çarpıcı bir tespite de atıfta bulunuluyor.

Raporda deniyor ki; “Türkiye’de gelir eşitsizliğini azaltmak için daha kapsayıcı ekonomik politikalara ihtiyaç var. Zenginler ile fakirler arasındaki uçurumun kapatılması, işçilerin milli gelirden aldığı payın artırılması ve düşük gelirli kesimlere yönelik sosyal yardımların genişletilmesi büyük önem taşıyor. Orta sınıfın gelir pastasındaki payının artırılması, toplumsal refahın artmasına katkı sağlayabilir. Eğitim, sağlık ve altyapı yatırımları ile orta sınıfın ekonomik olarak daha güçlü hale getirilmesi, toplumsal dengeyi sağlamada kritik rol oynuyor.”
Bu görüşlere katılmamak mümkün mü?