Yas, birey için anlamlı olan bir kaybın ardından yaşadığı çok katmanlı bir süreçtir. Bu süreç inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi evreleri de içerebilmektedir. Öfke evresi çoğu zaman yanlış anlaşılır ve sanki bastırılması gereken bir duygu olarak değerlendirilir. Oysa öfke, yasın doğasında yer alan ve işlevsel yönleri olan bir duygudur. Öfke, kaybın yol açtığı kontrolsüzlük hissine verilen doğal bir yanıttır. Birey, yaşadığı adaletsizlik duygusuyla birlikte kaybın sorumluluğunu bir yerlere yönlendirme eğilimindedir. Bu hem psikolojik bir savunma mekanizması hem de yaşanan travmatik deneyimi anlamlandırma çabasıdır. Öfke zaman zaman bireyin kendisine, kaybedilen kişiye, sağlık sistemine ya da daha soyut kavramlara (örneğin kadere) yönelebilmektedir.
Bu çeşitlilik, öfkenin yas sürecindeki çok boyutlu işlevini gösterir. Gündelik yaşamdan örnek vermek gerekirse; bir bireyin çok sevdiği bir yakını hastanede yeterli müdahale yapılmadığını düşündüğü bir süreçte hayatını kaybetmiş olabilir. Kayıptan bir süre sonra bu kişi; “Onu daha önce başka bir hastaneye götürseydim her şey farklı olur muydu?”, “Doktorlar neden bu kadar geç müdahale etti?” ya da “Neden ben bu acıyı yaşıyorum?” gibi sorularla boğuşabilir. Bu soruların ardında hem suçluluk hem de yoğun bir öfke yer alabilir.
Bu öfke, bazen sistem eleştirisiyle, bazen kendini suçlamayla, bazen de hayata dair temel inançların sarsılmasıyla ortaya çıkar.
Ancak bu süreçte öfkenin dile gelmesi yasın donup kalmasını engelleyerek kişiye içsel bir hareket alanı tanır.
Çalışmalarımı sürdürdüğüm Bilişsel Davranışçı perspektife göre öfke, bireyin yaşadığı kayba dair inançlarını ve düşünce kalıplarını sorgulamalarına aracılık eder.
‘’Bu neden benim başıma geldi?’’, ‘’Bu kaybı engelleyemez miydim?’’ gibi sorular, bilişsel yeniden yapılandırmaya zemin hazırlar.
Böylelikle öfke, yalnızca bir tepkiden ibaret kalmaz aynı zamanda kişinin içsel anlam arayışına da katkı sağlayan bir unsura dönüşmektedir. Öfkenin bu potansiyelinden faydalanabilmek için onun inkâr edilmemesi, bastırılmaması ve sağlıklı yollarla ifade edilmesi önemlidir.
Duyguların ifade edilebildiği bir psikolojik ortam, yas sürecinin doğal seyrinde ilerlemesine olanak tanır.
Öfkeyi bir ‘’problem’’ değil süreç içinde bir ‘’tepki’’ olarak görmek önemlidir.
Öfke yasın sadece bir parçası değil aynı zamanda bireyin kayıpla baş etme kapasitesini güçlendirebilecek içsel bir kaynak olarak ele alınmalıdır. Öfkeyi anlamaya ve dönüştürmeye yönelik her çaba yas sürecinin daha sağlıklı bir şekilde tamamlanmasına katkı sunar.