İnsanlık tarihine damgasını vurmuş hiçbir dahi yalnız değildir. Her ulus, elbette kendi içinden çıkan liderini önemser ve kabul eder. Mustafa Kemal Atatürk  Türkiye Cumhuriyeti ve halkı için örneğin Fransa için de Napolyon Bonapart, Çin için Mao dahidir. 
Oysa zekâda ve dehada hiçbir ülkenin lideri eşit değildir. Her lider belirgin farklılıklar gösteriyor. Batık bir ülkeyi ve iflas etmiş bir rejimi Mustafa Kemal Atatürk, yepyeni bir ülke yaratarak yeniden kurmuştur.

Örneğin Napolyon Bonapart ise ülkesi Fransa’yı can çekişirken diriltmiş, sonra kendi eliyle batırmış, yani yıkıcı olmuştur.
Başlangıçta ikisi de cumhuriyetçi, asker ve otoriterdi. Ancak Atatürk, cumhuriyet rejimini kurar ve Türkiye’nin sınırlarını çizerken, kendi sınırlarını da çizmeyi bilmiş; sistemi şahıs üzerine değil devletin devamlılığı üzerine oturtmuştur.
Napolyon ise önce cumhuriyetçiyken sonra “tek adam” olmuştur. Emekleyen cumhuriyet rejimini kesintiye uğratıp bir imparatorluk kurmuş; sınırlarını genişletmeye kalkınca da bataklığa saplanmıştır. 

Atatürk öldüğünde, Türkiye yasal düzenlemeleri, özgüveni ve taze güçleriyle pırıl pırıl bir ülkedir. Napolyon, İngilizler tarafından Sainte Helene Adası’na ölmeye gönderildiğinde ise Fransa her üç erkeğinden birini savaşlarda yitirmiş; cansız, kansız ve yenik bir ülke konumunu gelmişti.  Ama önderlerin arasındaki bu yapıcılık ve yıkıcılık farkı, Fransa’nın Napolyon’dan bu yana düşünce zenginliğinde sürekli ilerlemesini; Türkiye’nin Atatürk’ten sonra AKP iktidarı dahil sürekli gerilemesini engelleyememiştir. Acaba neden?
Kuşkusuz toplumların geçmişten gelen entelektüel birikim varlığı, yokluğu ya da kalitesinden kaynaklanan bir gidişat ayrılığı söz konusu oluşmaktadır.

Ben Atatürk’ün hep çok yalnız bir insan olduğuna inandım. Bir adam düşünün ki ezici çoğunluğu kara cahil, “yurttaşlık bilinci” olmayan bir tebaadan bir ulus yaratılıyor, Atatürk; yarattığı toplum Cumhuriyetin “c”sini bilmediği cumhuriyet rejimini kabul ettiriyor, kabul ettirmekle kalmayıp amaca inandırıyor ve eğitiyor. Başardıktan sonra da“Benim fani vücudum bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak” diyor. Yani yoktan var ettiği devleti ve rejimi, kendi varlığının üzerine çıkarıyor. Oysa en yakın çevresi dahil toplumun geniş geneli; önderin gösterdiği yolu açıp genişleteceğine, cumhuriyet rejimine sahip çıkacağına, eski tas eski hamam, kişiye tapınmayı yani AKP’nin tebaa alışkanlığını sürdürüyor...


 Ölmüş önderin büyüklü küçüklü, yüz binlerce (üstelik çirkin mi çirkin) heykelini dikiyor; ama eserini, asıl amacı cumhuriyet rejimini orasından burasından kırpıyor ve onun en çekindiği tehlikenin, irticanın kucağına atıyor. 
Atatürk, inanç ve bilincinde o kadar yalnızdı ki ölümünden hemen sonra hakkında yazılan kitapların çoğu düşüncelerini değil “sarı saçlım mavi gözlüm” türü ağıtlar içeriyordu. Onun askeri dehasının yanı sıra entelektüel birikimine eğilen ve ciddi araştırmalar sonucu yazılan kitaplar; dikkat ederseniz son 20 yıldır çoğaldı. “Eseri” cumhuriyet taş be taş sökülmeye, irtica odakları şahsına nefret kusmaya başlayınca; Atatürk’le ilgili ciddi araştırma kitaplarının da sayısı arttı.


Napolyon, siyasal ve askeri anlamda Atatürk kadar başarılı olamamış bir önder. O da dâhi, matematik zekâsı ve adını taşıyan iki geometri kuralı var. Atatürk’ün matematik ve geometri kitapları da çok iyi incelediği Napolyon’un dehasına verdiği değeri gösterir. Zaten Napolyon’un en büyük şansı, düşüncesini inceleyen ve irdeleyen insanların entelektüel kalitesi olmuştur.

Örneğin Victor Hugo ve Honore de Balzac, Napolyon’un çağdaşlarıdır. Balzac, Napolyon’dan efsane yaratan yandaş kalemdir; Hugo, Napolyon’u yerin dibine batıran muhalif kalemdir. Ama yandaş ya da muhalif, iki dahi edebiyatçı Napolyon’u överek ve söverek ölümsüz kılmıştır

Atatürk’ün çağdaşı olan bu çapta iki isim sayabilir misiniz? 

İşte Atatürk’ün yalnızlığı buradadır. Dehada yalnızlık. Ölümünden yarım yüzyıl sonra onun dehasını anlayan ve anlatan yazarlarımız, çok değerli eserler verdiler, veriyorlar. AKP’nin 23 yıllık iktidarında okumayan, düşünmeyen bir toplum yaratıldı. Ama ben yine de düşünüyorum. Cumhuriyeti payidar kılmak için çok geç değildir.

Düşünmem o ki Mustafa Kemal Atatürk yalnız değildir.