Yirmi üç yıldan beri Devletimizi yöneten ve son yıllarda Cumhur İttifakı adını alan İktidar, son günlerde ülkemizin içerisinde bulunduğu iki ana soruna odaklanmış görünüyor; birincisi Terörle Mücadele, ikincisi Ekonomik Sıkıntılar. Ancak, her iki konuda da atılan adımlar, umut vermekten çok endişelere yol açıyor.
Terörle Mücadele konusunda zaman zaman yazılar kaleme aldım ve yıllar içerisinde sürekli ileri sürdüğüm görüşlerin hep doğru sonuçlanmasından büyük üzüntü duydum. 2009’larda “Analar ağlamasın, anaların göz yaşlarını dindireceğiz denilerek başlatılan Açılımlar ve Barış Süreci sırasında PKK terör örgütü ile Oslo’da, İmralı’da, Dolmabahçe Sarayı’nda müzakereler ayyuka çıkınca, bir hemşeri grubuna hitabeden kendi aylık gazetemde ilk kez siyasal bir yazı kaleme almıştım ve “Açılım ve Barış Süreci konusunda bizim de söyleyeceklerimiz var” başlığı altında özet olarak şunları ifade etmiştim:
“Terör örgütleri ile müzakereye oturmak, o örgütün varlığını ve gücünü kabullenmek demektir ve terör örgütü, silahlı mücadelesinin zafere yaklaştığının farkına varacak, eylemlerini daha da yoğunlaştıracaktır. Çözüm için asla terör örgütleri muhatap alınmamalıdır. Bu örgütleri üreten toplumsal kesimlerin talep ve istekleri çağdaş, demokratik ve hukuksal yollarla çözümlenmeli, terörün kaynakları kurutulmalıdır..” Ne yazık ki on beş yıla yaklaşan bu süreçte görüşlerimin hep doğru sonuçlanmasından üzüntü duydum. Tamamen siyasal hesaplara dayanan ve tolumsal kesimlerin oylarını konsolide etmeyi amaçlayan politikalar, kangren olmuş bu yarayı günümüze kadar taşıdı. Şimdi, yine aynı süreç tekrarlanmak isteniyor.
Defalarca “Terörün kökünü kazıdık” demelerine rağmen, şimdi, “İmralı’daki terörist başı Abdullah Öcalan’ı serbest bırakalım, gelsin TBMM’de DEM Parti grubunda konuşsun!” şeklinde başlatılan yeni süreç, toplumsal kesimlerde büyük infial yarattı. Yine terör sorununun çözümünden çok siyasal hesaplar uçuşuyor havalarda. Cumhur İttifakı, yeniden oy potansiyelini yükseltebilmek için terör yarasına bir kez daha ağır bir neşter atarken, yirmibeş yıldan beri İmralı’da bulunan Öcalan da, cezaevlerinde bulunan Selahattin Demirtaş ile HADEP’li, DEM Partili, PKK’lı tüm kesimler de bunun bir fırsat olduğunu ve rahatlama, nefes alma imkanı bulabileceklerini hesaplayarak, dört elle yeni sürece sarılıyorlar.
Oysa PKK ve ilgili terör örgütleri, bölgemizde dipsiz kuyuya dönüşmüş durumda; içerisinde feodal güçler var, Marksist-Leninist, sağcı solcu, hatta dinci ve mezhepçi gruplar bulunuyor. Abdullah Öcalan’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Ahmet Türk’ün, Sırrı Süreyya Önder’in çağrıları ile terör sorununun çözümü mümkün mü?.. Zaten Sırrı Süreyya Önder de, “Bu fırsatı da kaçırırsak, 72 taraf bu sürece müdahil olacak” şeklinde ilginç bir açıklamada bulunuyor, durumun vehametini ortaya koyuyor.
Küçük ortağı MHP lideri Bahçeli’nin Öcalan çıkışını bir süre uzaktan izleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan; “Örgütü lağvedecek çalışmalar başladı. Bu fırsatı heba edemeyiz,” derken, hemen arkasından; “Bir gece ansızın gelebiliriz, Demir yumruğumuzu kafalarına indiririz, terörün kafalarını ezeriz” gibi ağır tehditlerde bulunuyor. Bu arada iktidar tarafından belediyelere uygulanan gözaltı ve kayyum operasyonları sürüyor. Daha önce kayyum atanan İstanbul’un Esenyurt İlçesi, Mardin, Batman, Şanlıurfa’nın Halfeti İlçesi gibi belediyelere yapılan operasyonlara yenileri ekleniyor. Mersin’in Akdeniz İlçesi’nin DEM Partili Belediye eş Başkanları göz altına alınıyor, belediyeye kayyum atanıyor, arkasından İstanbul’da Beşiktaş İlçesinin CHP’li Belediye Başkanı Rıza Akpolat tutuklanıyor, belediyeye el konuluyor; toplumsal kesimlerde ve siyasal ortamda gerilim sürekli tırmanıyor. Tüm bunlara Suriye’deki gelişmelerin ve İsrail ile Hamas arasında sağlanan ateş kes anlaşmasının ülkemize yansımalarını da eklediğimizde başımız dönüyor.
Ekonomik alanda ise çalışana ve emekliye yapılan yılbaşı zamları uzun süre tartışıldı, son ana kadar toplumsal kesimlerde beslenen umutlar sonuçsuz kaldı; Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan’ın, “Emeklilerimize maaşlarını düzenli nasıl ödeyebiliriz, bunun telaşı içindeyiz” şeklindeki açıklaması ile noktalandı. Yıllardan beri ekonomimizi sıkıntılardan kurtarmak için türlü yollar deneyen iktidar, şimdi bir dönem daha toplumdan destek ve sabır istedi. Bize de, “Allah sonumuzu hayreylesin” demekten başka söz kalmadı.