1979 yılında İran'ın çağdaş yaşamı savunan Şah Rıza Pehlevi liderliğindeki bir monarşiden, Ayetullah Humeyni yönetiminde İslam hukuku ve Şiî mezhebi görüşlerini esas alan teokratik diktatörlüğe dönüştüren siyasi olaylar Türkiye’de demokrasiye bağlı, laik bir düzende yaşamak isteyen çağdaş insanları büyük bir dehşete düşürmüştü.
Bu büyük dehşet neredeyse 45 yıldır toplumun çağdaşlığı savunan kesimlerini domine eden temel faktördür.
İnsanlar elbette ki dehşete düşmekte haklıydı. Muhteşem devrimleri başarmış, milli egemenlik hak ve özgürlüklerini kazanmış insanların kurduğu, pırıl pırıl ışıldayan, hedefe çağdaş dünyaya ulaşmayı koymuş bir cumhuriyetin ortaçağ karanlıklarına gömülme olasılığı kimi dehşete düşürmez ki?
Üstelik 1980’de yaşanan askeri darbe ve bu darbenin İslamcı karakteri sonrasında kurulan Özal, Demirel, Çiller, Erbakan ve Erdoğan iktidarları ile bu iktidarların adım adım İslami bir dünya düzeni inşa etme girişim ve söylemleri bu dehşeti daha da körüklemişti.
Özellikle Erbakan ve Erdoğan iktidarları ile yükselen demokrasiden vazgeçip İslami bir düzen kurma söylem ve hayalleri bu söylemler karşısında çağdaş demokrasiyi savunanların bir türlü sandık başarısı kazanamaması neredeyse tüm umutları söndürmüş, tüm beklentileri bitirmişti.
Cumhuriyet’in 100 yılında düzenlenen 2023 seçimlerinde aslında Cumhuriyet ve demokrasiyi savunan güçlerin bu sefer muhakkak kazanacağı beklentisi oluşmuştu. Tüm muhalefet bir araya gelmişti ama bu seferde kaybedilince müthiş bir hayal kırıklığı oluştu. İnsanlar bu seferde değilse ne zaman, nasıl diye kara kara düşünmeye başladı.
Dahası seçimlerden sonra yükselen anayasayı değiştirme söylemi ve mecliste bu söylemi eyleme dönüştürebilecek bir matematiksel çoğunluğun oluşmuş olması endişe ve korkuyu daha da artırmıştı.
2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçiminden sadece ve sadece 9 ay sonra yapılacak 31 Mart yerel seçimlerine altılı masa ittifakının çökmesi ve muhalefetin dağılması ile girileceği de belli olunca hemen hemen tüm muhalefet seçmeni çok büyük bir yeise kapılmıştı.
CHP’nin kongreye gitmesi ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu değiştirerek Özgür Özel’i Genel Başkanlık koltuğuna oturtması da geniş kesimlerde eyvah CHP şimdi tüm enerjisini parti içi kavgalara harcar, kimsenin yerel seçim meçim düşünecek hali kalmaz, İstanbul ve Ankara’yı kaybetme riski büyük kanaatini oluşturmuştu.
Neyse sözü uzatmayayım sonucu herkes biliyor AKP çok büyük bir hezimet yaşadı ve CHP ise tek başına girdiği seçimlerden muazzam bir başarı ile çıktı.
Bütün bu başarı arasında benim en çok dikkatimi çeken başarı Adıyaman’dan geldi Menzil tarikatının kalesinde CHP Alevi ve solcu bir aday Abdurrahman Tutdere ile seçime girdi ve Adıyaman halkının yaklaşık % 50 oyunu alarak seçimi kazandı.
Üstelik sadece Adıyaman değil muhafazakâr dünyanın kaleleri olan Afyon, Denizli, Uşak, Kütahya gibi birçok başka ilde de CHP’nin seçimi açık ara kazanmış olması son derecede önemli bir göstergedir!
Bu sonuçlar sonrasında rahatlıkla söylenebilir ki İran’ın Türkiye’ye rejim ihraç edeceği, Türkiye’nin demokrasiden vazgeçip teokratik bir diktatörlüğe evrineceği görüşü çökmüş bulunmaktadır.
Bu noktada ben İran’daki molla rejiminin yerinde olsam karalar bağlar, akıbetten büyük endişe duymaya başlarım…
En nihayetinde İran’ın rejim ihraç etme hayalleri suya düşmüş bulunmaktadır ama göreceksiniz çok büyük bir olasılıkla Türkiye İran’a demokrasi ihraç edecektir.
İran halkının molla diktasından kurtulması ve demokrasi taleplerinin karşılanması emin olun çok uzun sürmeyecektir.