“Bu Kez Biz Başarmalıyız.” 30 Aralık 2025 tarihli yazımın başlığı. Başlık şunu anlatmaya çalıştı. Demek ki önceden başarılan bir konu var, ancak o konu sorunlu ve bugünkü kuşaklar başarmaları gereken bir süreci yaşıyor. Yoksa... Evet, gerçekten tarihin en önemli başarılarından birinde bugün büyük sorunlar ve çok büyük tehlikeler var.
Ağır sorunlar ve tehlike altında olan ülke, değişik kültürlere, ırklara ve yönetim biçimlerine yurt olmuş Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti.
Bu topraklar ve Türkiye Cumhuriyeti ne anlama geliyor bu köşenin yazarı olarak benim ve benimle aynı duyguları, aynı düşünceleri taşıyanlar için?

Türkiye evimiz, farklı ırklardan, kültürlerden ve inançlardan gelen yurttaşlarımız arasında ayırım gözetmeksizin, hatta hepsini kucaklamak istercesine söylüyorum, üstünde yaşayanlar ailemiz, içinde şiddet bulunmayan farklılıklar doğal zenginliğimizdir.
Kısa adı Çiğdemim olan Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği, 27 Aralık 2025 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Ulusal Kurtuluş sürecini başlatmaları ile ilgili bir söyleşi düzenledi.
Söyleşide, Sosyolog ve Araştırmacı Yazar Fatih Türkoğlu, “Mustafa Kemal Paşa’nın Yol Hikayeleri” adı ile kitaplaştırdığı bu süreçle ilgili sunum yaptı.
Yazar Türkoğlu, 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan başlayan, 19 Mayıs’ta Samsun’a, oradan Havza, Amasya, Tokat, Erzurum ve Sivas’a uzanan, 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya ulaşılan bu süreci fotoğraflı olarak paylaşırken katılımcıların duyguları kanımca tavan yaptı. 1919’ların karayolları, kullanılan arabalar, yemek, içmek, dinlenmek, temizlik, iletişim, haberleşmek ve zamanı değerlendirilmekle ilgili çok ağır koşulları, insan veya doğadan kaynaklanabilecek olası tehlikeleri düşününce o dönemleri yaşamamış olan bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde yatan çabaları, emekleri, zorlukları ve sonuçta el edilen başarıları karşıtlara anlatmakta çok zorlanırız. Bu nedenle, o dönemleri yaşamamış karşıtlara, kökleri uzun yıllara dayalı bugünkü sorunların ve tehlikelerin üreticisi ve taşıyıcısı diyoruz.
İnsanın tarihinde yaşanan olaylar anlatılırken, çoğunlukla bir kişi öne çıkar veya çıkarılır. İnsanın Tarihi diyorum, çünkü “İnsanlık Tarihi” benim için henüz başlamadı. Nasıl olur dediğinizi duyuyorum. Evet, nasıl olur? Tartışmaların hak ettiği sonuca ulaşması için farklı görüşlerin dillendirilmesi, belgelenmesi ve uzlaşılması gerekir. Bu yaklaşımla diyorum ki, “İnsanlık Tarihi”, çok uzak gelecekteki kuşaklar tarafından, insanın; insana, hayvana, çevreye ve doğaya yönelik şiddetinin her yerde sonlandığı zaman, sıfırdan olmasa bile yeniden başlatılacaktır mutlaka. Ancak, “İnsanlık Tarihini” yeniden başlatanlar ve yazanlar, ilk insandan itibaren demokrasi ve hak mücadelesi verildiğini, bu uğurda sayılamayacak kadar çok insanın kan ve gözyaşı döktüğünü, ağır silahlarla katliamlar yapıldığını yazacaklardır, yineliyorum mutlaka.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu için, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başlatılan hareket olmasaydı ve bu hareket başarılamasaydı, dün ve bugün yaşayanların çoğunluğu belki doğmayacaklardı, doğamayacaklardı.
İstanbul’dan başlayan, Erzurum’dan Ankara’ya uzanan öyküler incelendiğinde Mustafa Kemal Paşa’nın tek başına, “Tek Adam”, “Tek İnsan” olmadığı, sürecin sivil veya asker çok sayıda demokrasi ve özgürlük gönüllüsü tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
Aslında anlaşılması için öykülerin incelenmesine bile gerek yoktur, sadece sonuca bakılması yeterlidir. Sonuç, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sonuç, bu topraklarda, içinde şiddet barındırmayan tüm görüşlerin ve inançların yer aldığı demokrasiye ulaşmak yolunda kurulan ilk çağdaş, laik, demokratik, sosyal ve hukuk devletidir.
O nedenle, 1919 yılında arkadaşları ile birlikte İstanbul’dan Mustafa Kemal Paşa olarak Samsun’a giden, 23 Nisan 1920 tarihinde “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesine dayalı olarak kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce adına Gazi ve Atatürk kelimeleri eklenen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ilk adımdan itibaren asla yalnız ve tek değildi. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devletini tek başına kuran değil, daha çok yakışan bir anlatımla “Kuranların önderi, gerçek kurucu önder” olarak yazılmalı ve anılmalıdır.
Çünkü, hiçbir insan tek başına dernek bile kuramaz. Federasyon, konfederasyon veya Devlet kesinlikle tek insan tarafından kurulamaz. Türkiye Cumhuriyeti ve o yıllardaki kazanımların tümü, Mustafa Kemal Paşa’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel ve benzersiz önderliğinde, bu toprakların yetiştirdiği özgürlük, demokrasi ve Cumhuriyet sevdalılarınca ortaklaşa düşünülmüş, dillendirilmiş, üretilmiş ve başarılmıştır.
Araştırmacılar, gazeteciler, yazarlar, eğitimciler, hukukçular, bilim insanları, emekçiler, emekliler, öğrenciler, yöneticiler, hak mücadelesi verenler ve gönüllüler, Ulusal Kurtuluş Mücadelesini başlatanların, Kurtuluş Savaşının kazanılmasını ve Cumhuriyet’in kuruluşunu başaranların, Yurdun her yerinden katılanların büyük bir takım oluşturduğunu bilmelidirler. Bu takımın kaptanı Mustafa Kemal Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ağır sorunlara ve içimizden, dışımızdan gelen vahşi insan tehlikelerine karşın, bugünümüz için o kahraman takım kaptanına ve takımın kahramanlarına çok şey borçluyuz. Çok şey, asla sayılarla ve kelimelerle ifade edilemez.
Hata yapabileceğimi veya eksik yazabileceğimi bildiğim için kaptanı Atatürk olan takımın kahramanlarını şimdilik yazmaya çalışmıyorum.
Bunun için Fatih Türkoğlu’nun “Mustafa Kemal Paşa’nın Yol Hikayeleri” kitabı çok önemli bir kaynaktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, bağımsızlık mücadelesi veren diğer uluslara ve önderlere örnek de oldu. İnanıyorum ki, bağımsızlık ve demokrasi sorunları çözülene, sevgi, dostluk ve barış hareketleri hedefine ulaşana, kısacası, çocukların ve gençlerin kanlarını, kadınların, annelerin gözyaşlarını döken, şiddet türleri, savaşlar, katliamlar, vahşetler ve dehşetler, hayvanlara ve doğaya yönelik kıyımlar sonlanana dek örnek alınacaklardır.
Türkiye’yi, Orta Doğu’da, kan ve gözyaşı ile beslenen bir bataklığın parçası haline getirmeye çalışanlar başarılı olamamalıdır. Tehlike sadece Güneyimizde, eli kanlı vahşiler tarafından oluşturulan bataklıktan ibaret değildir. Trakya, Ege, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya ve Doğu yönümüzde yeni bataklıklar oluşmasını isteyenlerin veya oluşturmaya çalışanların bulunabileceğini bilmeliyiz. Bu, zayıf değil, güçlü bir olasılıktır, unutmamalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini başlatanlar başardılar. Şimdi de ağır sorunlar ve tehlikeler üretiliyor, içimizdekiler ve dışımızdakilerce, genelde birlikte. Cumhuriyeti kuranlardan 100 yıl sonra, bu kez bu sorunları birlikte çözmeli, tehlikeleri birlikte ortadan kaldırmalıyız. Şiddetsiz, silahsız, haklara saygılı, sevgi, dostluk ve barış anlayışı içinde. “Ben ne yapabilirim” değil, “Biz ne yapabiliriz” demeliyiz. Sadece demekle de kalmamalıyız.
O zaman, haydi, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi…
“İyi”lerin sabırlı ve umutlu olmaları, silahsız ve şiddetsiz dayanışmaları, tepkilerini sürdürmeleri, halkla ilişkiler ve çağdaş iletişim yöntemlerini kullanmaları, yakın bir gelecekte çocukların, gençlerin kanlarının, annelerin gözyaşlarının dökülmesini mutlaka önleyecektir.
Kan, gözyaşı, baskı, kısaca şiddet dolu binlerce yılın ardından Cumhuriyeti kurmayı başaran, içinde şiddet bulunmayan farklı görüş ve inançların yer aldığı eksiksiz demokrasi için mücadele eden bizden öncekilerin başardıklarına bakarak söylemeliyiz.
Bu kez biz başarmalıyız. Kan, gözyaşı, acı, adaletsizlik, akılsızlık, vicdansızlık, yoksulluk, yalancılık, sahtecilik, iftiracılık ortadan kalkmalıdır. Bunları bizler ortadan kaldırmalı, gelecek kuşaklar sürdürmelidir.
İşte o zaman Türkiye ve hatta Dünya, silahsız ve şiddetsiz yaşanan gerçek cennet haline gelecektir.
Haydi, her yerde ve her zaman, sevgi, dostluk ve barış dolu Türkiye ve Dünya için, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde… Haydi, melekleşmiş insanlar, haydi.

Fatih Türkoğlu kitabını imzalıyor. Erdal Gülöz (solda) ve Rıza Sümer.