Bir şairi şiirlerinden tanımak kıymetlidir. Ancak şahsen tanıyıp şiirlerini okumak daha da kıymetlidir. Bu benim öngörüm. Şair, yazar Sultan Su Esen’i tanıdığımda duru bakışlarının altında şiirsel bir derinlik olduğunu sezmiştim ama bu sadece sezgi. Öykü ve şiir kitaplarını okuduğumda sakin olduğu kadar derinliklerinde hazineler barındıran bir kişi olduğunu fark ettim.
Esen’in, birçok yayımlanmış kitabı var ancak; Azerbaycan diline çevrilmiş kitabı: Beyaz Bulutlar/şiir kitabının yanında, Rüya Gözlüğü/öykü, Dicle’nin İki Yakası/anı-biyografi, KejeMaria/öykü, Mina Bulutlar Arasında/çocuk kitabı, Zaman Zaman İçinde/şiir, Çöl ve Kül/şiir kitaplarını okuyabildim.
Şair yazar Sultan Su Esen, “Zaman Zaman İçinde” kitabının girişinde Hacı Bektaş Veli’ye ait şu söz almış. “Yumuşacık merhem ol, zehirli iğne gibi olma”
Sultan Su Esen, şiirlerinde ve öykülerinde de aynen Hacı Bektaş-ı Veli’nin özlü sözü gibi; yumuşacık, merhametli, nahif ve bilge…
Öykülerinde, ülkemiz kadınlarına çokça yer vermiş. Birbirinden ilginç konularla ve karakterlerle kadınlarımızın “acı” yaşamının adeta fotoğrafını çekmiş.
“Bu beyaz hasır şapkayı da kim geçirdi başıma? Her an bir şeyler yer değiştiriyor. Durmadan çok neşeli ortamdan çok karanlık ortama geçiyorum. Bir o, bir başkası. Ehsan’ım ölümümü soğuk kanlılıkla izleyebilir. Neyse, anlayamadığım bir şeyler var, ucu karanlık! Meydana götürülecektim az sonra. Dalgalı saçlarımı mis kokulu defne sabunuyla yıkamıştım. Her telinin üstünde nağmeler, öpücükler, gülücükler vardı. Fırfırlı elbisemin içinden göğüslerim taşmıştı dışarıya, dolgun ve beyaz. Ah mahallenin piçleri… görmemeliydiniz beni bu halimle. Taşın toprağın sarmaladığı kutsal kentimde günahkârdım… içimde bir sızı gezindi. Zeytin ağacının gölgesi, taş tapınaklar bizi kutsuyordu. Her şey bir anda var oluyor, tekrar yok oluyordu. Hızlı yaşamımda hem kendimi görüyordum hem de var olup yok olanları… oysa çaput bağlamıştım alıç ağacına, Ehsan’ımla buluşayım diye, çözemiyordum bir türlü… annem, ninem kimsem yok mu? Yüzü maskeli erkeklerden korkuyorum, iyi kalpli babamı bile yanıma çağıramıyorum. Zavallıya sorarlar, “nedir kızının bu hali” diye.”
Şiirlerinde de öyle Şair yazar, Sultan Su Esen. Can yakıcı konuları ustalıkla buluşturmuş önce kalemiyle ve kâğıtla sonra da okuyanlarına. Toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş, duygusuyla kalemiyle. Hepimizin bildiği gibi, savaş insanlığın düşmanıdır. Savaşın acımasızlığına da duyarsız kalmamış şair.
Huri abla geldi gitti
bebelere oyuncak getirdi
bekleyin göreceksiniz diyerek
kulaklarına eğildi
bakmayın adımın Melek olduğuna
gerçek adım Fırtına
barış deyip savaş çıkaracak
U dönüşlü baykuşum ben aslında
senaryonuz hazır
hazırlayın mendilinizi çocuklar
F16’lar havada Felaket adlı
filmimiz yakında sinemalarda
…
Çöl ve Kül kitabının girişinde şöyle diyor Sultan Su Esen:
Sen az önceki o değilsin
Metal gövdelerden sıçrayan öfke
Ağaçlardan öç alan hain
Toprak ana seni nasıl
Nasıl affetsin?..
Şair öngörüsüne hep saygıyla yaklaşırım. Şair güne iz bırakırken kalemiyle ve şiiriyle, bugüne dair olmanın yanında yarına da izdüşümüdür şiiri, söyledikleri. Kıymetli okuyanlarım; Şair Sultan Su Esen’e, bundan sonraki yaşamında; sağlık, yazın alanında çokça ürün beklerken, bir şiirle yazıma son vermek istiyorum.
“Kaçın geliyorlar
New York’ta felaket
Görünür görünmez
Manhattan’ı başkent seçtiler
KEFENSİZ
Virüs krize dönüştü
Bir sabah uyandık ki
Bize hizmet edenler
Çekip gitmişler
KEFENSİZ
Hastanelerin eli kolu bağlı
Yatak yorgan aş ekmek
Hizmet yetersiz
Çekip gitmişler
KEFENSİZ