Ağustos 2011 yılının ilk haftasında TGRT TV’de nitelikli döneklerden Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın bir programını izledim. Günay bu söyleşisinde söylemiş olduğu birçok sözlerin içinde en dikkatimi çeken bir konu vardı.
Söyleşinin dikkatimi çeken yerinde Günay, RTE’nin Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında sağında Genelkurmay Başkanı’nın oturmaması konusunda:
-Bu bir reform değildir, bu bir devrimdir! Diyordu.
Bu sözleri duyduktan sonra insanın aklına hemen Ertuğrul Günay’ın “devrimi”, “devirmek” olarak anladığı geliyordu.
Günay, RTE’nin TSK’ni devirdiğine inanıyordu.
Eğer koltuk değişikliği “devrim” oluyorsa, neden Günay’ında içinde bulunduğu hükümetler yıllardır şu terör örgütü PKK’yı devirmediler?
O tarihte RTE iktidarında TSK ile uğraşmanın “Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile Deniz, Hava ve Kara Kuvvetleri komutanlarının istifaya zorlanmalarının neresi devrimdir? Bu hukukun ve demokrasinin olmadığının bir göstergesi değil mi?
Bu kurumsallaşmış bir kurum olan ordunun içini boşaltmaktır.
Terör ile başa çıkamayanların halkı oyalamak için TSK’ne yönelik bir saldırı stratejisidir. Şimdi polisler daha fazla PKK’nın hedefi olacaktır. Son zamanlarda polise olan saldırıların artması da bunu gösteriyordu.
Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ; önceki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile bir söyleşi yapmış… Bu söyleşi yayınlandı. “Terör Örgütlerinin Sonu” adlı kitabında önceki Genelkurmay Başkanı Başbuğ; PKK terör örgütünün ortadan kaldırılmasını iki temele oturtmuştur. Birincisi, anamalcı demokrasinin tüm unsurlarıyla uygulanmasına, ikincisi ise terörle savaşımın askeri yöntemleri de içine alan bir stratejik ile yürütülmesini salık vermiştir.
“Anamalcı demokrasi anlayışının uygulanması, Kürt-Türk çekişmesini yaratan PKK açısından bakıldığında etnik ayrılıkçılığın giderilmesine ne katkıda bulunacaktır?” sorusunun yanıtı gayet açıktır.
Bu anlamda “polis mi, asker mi?” konusunu tartışanlara önceki Genelkurmay Başkanı Başbuğ bir askeri uzman olarak yanıt veriyordu.
Başbuğ, “PKK terör örgütü ile diğer terör örgütlerini veya terörle mücadeleyi aynı noktada görürseniz yanılırız. Örneğin bugün İsrail’de ve diğer ülkeler de terör olayları var. Mücadelenin nasıl yapılacağını saptamak için terör örgütünün yapısına, nasıl örgütlendiğine ve terör eylemlerini hangi alanlarda icra ettiğine bakmamız lazım.
PKK terör örgütüne baktığımız zaman, kırsal alanda, yani dağda bayırda eylemler yapmak için organize olmuş ve eğitilmiş bir terör örgütü olduğunu görüyoruz. Şehirlerde ve meskûn yerlerde bazen taşeron kullanıyor, çünkü kendisi örgüt olarak yerleşim yerlerinde eylem yapmak üzere örgütlenmiş ve eğitilmiş örgüt değil.
Bu durumda terörle mücadele edenlerin de kuvvet yapılarını örgütün niteliklerine göre düzenlemeleri zorunlu. Şehirlerde mücadelede asli unsur elbette polis, polisin yetmediği yerde de jandarma olacaktır. Kırsaldaki terörle mücadele ise farklıydı. Kırsal alanda ve dağlık arazideki terörle mücadeleyi silahlı kuvvetler dışında hiçbir kuvvet yapamaz. Bu biraz komik olur.” diyordu.
İşin bilinen yanı askerde poliste bu ülkenin evlatlarından oluşuyor. Halkımızın doğuştan asker olduğu söylendiğine göre kimilerinin askeri dışlayan, polisi öne çıkaran sözleri yanlıştır.
Önemli olan bu ülkede insanlar hangi etnik yapıda hangi kurum ve kuruluşta görevli olursa olsun önemli olan siyaset yapanların ve ülkeyi yönetenlerin kurumlar arası çatışmaya yol açacak olan bir yola girmemeleridir. Kurumlarda görev yapanlarında demokrasiye inanmalarıdır. Yani askeri polise, polisi askere tercih yanlış uygulamadır.