
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğine girmiş bulunuyoruz. Gerek şahsi olarak gerek ülke olarak hatta dünyamız olarak uzak olmayan bir gelecekte bizleri pek yakından etkileyecek çeşitli manialarla karşı karşıyayız. Yakın coğrafyamıza bakarsak Karadeniz’in kuzeyinde Ukrayna toprak bütünlüğünü korumak için hayati bir mücadele vermekte. Güneyimizde Suriye diktatörlükten kurtulmuş ama ne tip bir rejime ne zaman kavuşacağı hala meçhul. Doğumuzda Gürcistan’da gençlerin ciddi katkıları ile büyüyen bir halk hareketi hükümetlerinin Avrupa Birliği adaylığından uzaklaşmalarını meclislerinin önünde gecenin soğuğuna rağmen protesto etmekte. Bu örnekleri pusulaya ve mesafelere göre çoğaltmak mümkün. Hepsinin uluslararası hatta küresel etkileri mevcut. Ama yılın ilk haftasında tüm insanlığı etkileyen başka bir faktörün üzerinde durmanın faydası var. Belki akla ilk gelecek iklim değişikliği ve çevreyi koruma konusu olacak. Bu fevkalade mühim bir etken ve üzerinde mutlaka durulması gereken bir mevzu. Peki ya otomasyon?
Küresel tehdit olarak çoğumuz bunu ilk sıraya yerleştirmeyiz. Gazetelerde, radyo söyleşilerinde ve televizyon programlarında bu konuya nadiren rastlıyoruz. Karşımıza çıktığında da çok ilgimizi çekmiyor. Yapay zekâdan çokça bahsedilirken sanki bunun sadece iletişim sektörünü etkileyeceği sanılmakta. Asıl korku otomasyon’ un her şeyi daha az insan kullanarak fazla üretmesi ve bunun doğal sonucu olarak da işçilere ihtiyacın azalması.
Bu korku yeni değil. Sanayi Devrimi başladığında kol gücü yerini makinaların gücüne kaptırmıştı, şimdiki bazılarının adlandırdığı ikinci makine çağında bilgisayarlaşmanın, yapay zekanın kendi beynimizden çok daha hızlı ve detaylı olarak çevremizi anlayabildiği ve etkilediği öne sürülmekte. Bundan dolayı da el emeğinin gerek düşük kalifiye veya yüksek yetenekli olsunlar direk tehdit edildiği varsayılmakta. Bunun temel ortak noktası ise işleme ile alakalı. Kitaplardan müziğe dünyadaki pek çok veri dijital bilgi olarak işlenmekte, aktarılmakta. Ve bunlar da kopyalanıp dünyanın nerdeyse her yerine anında ve kolayca çoğu zamanda ücretsiz olarak göndere bilinmekte. Bazı araştırmalara göre Amerika’daki işgücünün yarısı ile 80%’ine kadar bir bölümü bilgisayarlaşma ve yapay zekadan etkilenecek. Bu teknoloji halihazırda hekimlerin yardımına koşmakta. Bütün tıbbi literatürü tarayıp hastalara daha iyi bir teşhis koymakta faydalı. Hukuk için de aynı şey geçerli, tren vagonları uzunluğunda resmi evrakları tarama imkânları ile avukatlara muazzam kolaylık yaratıyor. Bunun yanında telefon ile aradığımız çağrı merkezleri için de elbette bir tehdit unsuru. Şoförsüz arabalar artık rüya aleminde değil bazı ülkelerin yollarında hızla gidip gelmekteler.
İşçilerin daha güçlü ve organize olup daha yüksek maaş aldıklarında işverenlerin otomasyon üzerinde yoğunlaşması beklenebilir. Örnek olarak hasat zamanı ne zaman toprak işçisinin maliyeti çok artarsa ancak o zaman toprak sahibi makine aracı ile meyve toplamayı önemseyecektir. Aslında kapitalizmin tarihine de bakarsak otomasyon eğilimin her safhasında yer aldığını görürüz. Bunun devam edeceğinden kuşkumuz yok. Kendimize soracağımız asıl soru ise insanlığı ne şekilde etkileyeceği.