Bakın dostlar bu gün kitabın ortasından konuşup, bazılarınızın romantik hayallerini sorgulayacak ve bazı acı gerçeklerden bahsedip sizi sarsacağım!

Haklı haksız, objektif sübjektif eleştirilere de hazır olduğumu “aldım kabul ettim” diyeceğimi de şimdiden söyleyeyim…

İşçi sınıfının en temel meselesi; işçilerin işçi sınıfından kurtulmak, sınıf atlamak istemesidir!

Herkes çocuğum okusun mühendis, doktor olsun iş kurup patron olsun ister değil mi?

Kim aman çocuğum işçi olsun, madenlerin derin kuyularında ölümü göze alıp kömür çıkarmaya uğraşsın ister?

Kim kızı tekstil fabrikalarında güneş yüzü görmeden sabahtan akşama kadar mekik dokusun diye dua eder?

Çoluk çocuğu evlendirirken damadın ya da gelinin doktor, mühendis olmasını mı tercih edersiniz yoksa fabrikada işçi olmasını mı?

Bütün gelinler beyaz atlı prens hayali kurar, siz hiç musluk tamircisi damat hayali kuran bir kız çocuğu gördünüz mü?
Vatandaşlarımızın çok büyük bir kısmı dişinden tırnağından artırıp, varını yoğunu ortaya koyarak çoluk çocuğunun iyi bir eğitim alması, sağlam bir bilgi ile donanmasını halk tabiri ile “koluna altın bilezik takmasını” amaçlamıyor mu?

Bu lakırdıyı daha çok uzatabilirim ve lakin sanırım buraya kadar saydığım örnekler ne demek istediğimi açıkça ortaya koymuştur.

Bu şu demek de değil asla işçi sınıfı sömürülsün, hakkı hukuku çiğnensin anlamına gelmiyor! Elbette bana göre de emek kutsaldır ve emek bölüşümden hak ettiği payı harfiyen almalıdır.

Konuya yaklaşımım daha ziyade ideolojik, malum üstyapı, egemenlik ve iktidar meselesini ilgilendiriyor.

Dün okuduysanız bu köşeden biraz Karl Marks’ın sınıf mücadelesi kavramına ve bunun toplumdaki üst yapıyı ve iktidar ilişkilerini nasıl etkilediğine değinmiştim bu günde bir toplumdaki en kalabalık sınıf olan “işçi” ya da “emekçilerin” neden iş iktidar olmaya geldiğinde iktidar olamadığına değinip bu olguyu sorguluyorum.

Bunun nedeni şudur; tarım çağında toprak (doğal kaynaklar) birincil üretim faktörüdür, sanayi çağında ise kapital birincil üretim faktörü haline gelmiştir bu yüzden tarım çağında toprak sahibi, sanayi çağında ise kapital sahibi olanlar egemen sınıfı oluşturmuş ve iktidar olmuşlardır.

Oysa emek hem tarım çağında ve hem de sanayi çağında birincil üretim faktörü değildir.

Tamam, emek olmadan hiçbir şey üretmek mümkün değildir ama toprak ve kapital olmadan emeğin tarım ve sanayi ürünü üretmesi hiç bir şekilde olası değildir.

Sadece emek faktörü ile doğada hazır olarak var olan yani herhangi bir üretime konu olmamış nesneleri edinebilirsiniz.  Örneğin suyu bir nehirden avuçlayıp içmek herhangi bir üretime konu değildir sadece emeğinizi kullanarak su ihtiyacınızı giderebilirsiniz fakat nehre bir baraj yapar suyu toplar, arıtır, şişeleyip soğutarak içmeye kalkarsanız bu noktada işin içine üretim ve üretim faktörleri girmiş demektir.

İşin içine üretim ve üretim faktörleri girince doğal olarak sınıflar ve sınıfsal çelişkiler oluşur. Bu sınıfsal karşıtlıklar ve üretim biçiminin somut gerçekleri haksız ve adaletsiz olsa da üst yapıyı belirlemiş sonuçta emekçilerin egemen sınıf olmasını engellemiştir.

Bu konuya girmişken biraz da bir üretim faktörü olarak emek kavramına daha yakından bakarsak emeğin üretim fonksiyonundaki yerini daha iyi anlar ve daha sağlıklı analiz ve öngörüler yapabiliriz diye düşünüyorum.

Bir üretim faktörü olarak emek üç temel bileşenden oluşur:

1-    Beden gücü

2-    Zaman

3-    Bilgi

Her insanda toprak ya da kapital bulunmaz ama emek faktörü bulunur. Bir insanda bulunan emek faktörü yukarıdaki üç bileşeni de içerir, bu üç bileşenden zaman her bir insan için günde 24 saat yılda 365 gün olmak üzere eşittir. Burada eşit olmayan sadece bir insanın ömür süresidir ama bu da ortalamada çok fark etmez.

Beden gücü de yaklaşık olarak çeyrek beygir olarak ölçülebilen bir seviyededir, çok oynamaz üstelik insan ömrünün başları ve sonralarında işe yarar güç seviyesi oldukça düşüktür.

Kişiler arasında eşit olmayan tek bileşen ise bilgidir, işte kişilerin üretimini ve üretiminin değerini farklılaştıran temel unsur da işte bu bilgi bileşenidir.

Bilgisi yüksek kişinin üretebildiği katma değer ve bu yüzden bölüşümden alabildiği pay her daim daha yüksektir bu yüzden de kızımıza damat ararken rahat ve güvenli bir ömür sürsün diye işçi değil bilgi seviyesi daha yüksek bir kişiyi örneğin bir doktoru ya da mühendisi tercih ederiz.

Emekçi sınıfının egemen olması ve bölüşümden hak ettiği payı alması ancak ve ancak sahip olduğu emek faktörü bileşenlerinden bilgi çağında birincil üretim faktörü olacak olan bilgi unsurunun göreceli olarak artması ile mümkün olacaktır.

Biliyorum bu konu epeyce netameli bir konu, doğru söyleyeni ezber bozanı da bu memlekette dokuz köyden kovarlar ama şimdiden söyleyeyim ben ülkemin ve insanlarımın geleceği için bu gibi netameli konuları deşelemeye devam edeceğim.