Günümüzde birçok çalışan, hem iş hayatında hem de günlük yaşamda artan maddi zorluklar, ekonomik belirsizlikler ve geçim sıkıntılarıyla mücadele ediyor. Bu durum, iş ortamında performans ve memnuniyet açısından önemli sorunlara yol açıyor. Artan hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve alım gücünün azalması gibi konular, çalışanların kaygı seviyelerini yükseltirken iş yerindeki beklentilerini de etkiliyor. Özellikle geçim zorluğu çeken bireyler, maddi endişeler nedeniyle yoğun bir stres altına giriyor ve bu da iş performansını ve genel iş memnuniyetini olumsuz etkiliyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında, sürekli olarak temel ihtiyaçları karşılayamama korkusu yaşayan bireylerin, iş yerinde verimli ve motive olmaları zorlaşıyor. İnsanların güvenlik ve istikrar ihtiyacı karşılanmadığında, stres hormonları yükseliyor ve bu durum; konsantrasyon kaybı, tükenmişlik ve motivasyon düşüklüğüne yol açıyor. Aynı zamanda bu bireyler, geçim kaygısıyla daha uzun saatler çalışmaya eğilimli olabilir; bu ise iş-yaşam dengelerini bozar ve tükenmişlik sendromunu tetikleyebilir. Başka bir önemli nokta ise bireyin işinde başarılı hissetmesi ve performansını gösterebilmesi için öncelikle kendi işine değer verildiğini hissetmesi gerekir. Psikolojide bu durum, ‘kendini gerçekleştirme’ ihtiyacı olarak tanımlanır. Kişi, yeteneklerini ortaya koyabildiğinde ve başarıları takdir gördüğünde, özsaygısı yükselir ve işe olan motivasyonu artar.

Bir de beklentiler var: Çalışanlar, artık işlerinden daha iyi ücret, daha güvenli bir iş ortamı ve sosyal destek bekliyor. Fakat işverenlerin bu talepleri her zaman karşılayabilmesi kolay olmuyor. Bu durumda çalışanlar kendilerini değersiz, hatta bazen “yetersiz” hissediyorlar. Ücretler yetersiz kalınca da bu, işten memnuniyeti ve bağlılığı azaltıyor. “Acaba daha iyi bir iş mi bulsam?” diye düşünmeye başlıyorlar ve iş değiştirme eğilimi artıyor. Hani o yorgun, sürekli baş ağrısıyla uyandığımız, hiçbir şey yapacak enerjimiz olmayan günler var ya, işte çoğu kişi bu döngüye girmiş durumda buluyor kendini.

Peki bu durumda ne yapılabilir? Aslında bu süreçte işverenler, çalışanlarının yaşadığı kaygıyı anlamak ve onlara daha destekleyici bir ortam sunmak için bazı adımlar atabilir. Çalışanların sesine kulak vermek, onların taleplerini göz ardı etmemek çok önemli. Aynı şekilde, psikolojik destek ve danışmanlık hizmetleri sağlamak da çalışanların iş yerindeki kaygılarını yönetmelerine yardımcı olabilir.

Sonuçta günümüz ekonomik şartları, çalışanların hem iş yerinde hem de günlük yaşamlarında kaygılarını artırıyor diyebiliriz. Bu dönemde, çalışanların psikolojik ihtiyaçlarını anlamak, onlara değerli hissettirecek çözümler sunmak işverenlerin elinde. Çünkü günün sonunda hepimizin ihtiyacı olan, anlaşılmak ve desteklenmek; bu da iş yerinde daha sağlıklı, motive bir ortam yaratmanın anahtarıdır.