Son yıllarda gençler arasında kaygı bozuklukları ve depresyon hızla artıyor. Çevremizde mutsuz, umutsuz ve kaygı içinde birçok genç görüyoruz. Peki, neden? Teknoloji mi suçlu? Eğitim sistemi mi? Yoksa değişen dünya düzeni mi?
Sosyal medya kullanımı arttıkça gençler arasındaki kaygı ve depresyon oranları da yükseliyor. Sürekli filtrelenmiş hayatlarla karşı karşıya kalan gençler, kendi yaşamlarını yetersiz ve başarısız hissedebiliyor. Beğeni sayıları, takipçi sayıları ve sosyal medyada kabul görme isteği, onların özgüvenlerini ciddi şekilde sarsıyor.

Bir diğer büyük problem, gençlerin üzerindeki akademik baskı. Türkiye’de üniversiteye giriş sınavları, öğrencilerin hayatında belirleyici bir rol oynuyor. Saatlerce ders çalışmak, özel ders almak ve sınav kaygısıyla yaşamak artık normalleşmiş durumda. Ancak bu sistem gençlerin psikolojik dayanıklılığını zorluyor. Çocukluğunu yaşayamayan, sürekli rekabet içinde olan gençler, başarısız olduklarında kendilerini değersiz hissedebiliyor. Gelecek belirsizliği ve ekonomik sıkıntılar da eklenince, gençlerin kaygıları daha da artıyor.

Aile içi iletişim eksikliği de gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerden biri. Anne-babaların çoğu, yoğun iş temposu ve kendi kaygılarıyla baş etmeye çalışırken, çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kurmakta zorlanıyor. Bu da gençlerin kendilerini yalnız hissetmelerine neden oluyor. Özellikle duygularını ifade etmekte zorlanan gençler, içe kapanabiliyor ya da yanlış başa çıkma yöntemleri geliştirebiliyor.
Gençler sadece kişisel değil, toplumsal sorunlardan da etkileniyor. Ekonomik kriz, işsizlik oranlarının artması ve hayat pahalılığı, onların gelecek planlarını yapmalarını zorlaştırıyor. “İyi bir eğitim alsam bile iş bulabilecek miyim?” sorusu birçok gencin aklını kurcalıyor. Aynı zamanda dünya genelinde yaşanan büyük meseleler de gençlerde umutsuzluk duygusunu körüklüyor.

Peki, gençler bu kaygı ve depresyon sarmalından nasıl çıkabilir?

Öncelikle, aileler ve eğitimciler gençleri sadece akademik başarı üzerinden değerlendirmek yerine onların duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmalı. Gençlerin kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturulmalı. Sosyal medya kullanımına bilinçli yaklaşmak, ekran süresini azaltmak ve yüz yüze etkileşimleri artırmak da önemli adımlar arasında.
Sonuç olarak, gençlerin ruh sağlığını koruyabilmek için onları daha iyi anlamak ve desteklemek gerekiyor. Önemli olan onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, değerli olduklarını göstermek ve sağlıklı başa çıkma mekanizmaları öğretmek. Unutmayalım, güçlü bir gelecek ancak umutlu ve sağlıklı gençlerle mümkündür.