“Ülkemizin aydın din adamına ihtiyacı vardır”. Bu yargı, hemen hemen her çevrede kabul edilmiş bir olgudur. Ancak “aydın din adamı” nerede ve nasıl yetiştirilecektir? Osmanlı Devleti’nin son yıllarında klasik medrese eğitimi içerisinde yeteri kadar, belki de gereğinden daha fazla din eğitimi verilmekteydi.

“Ülkemizin aydın din adamına ihtiyacı vardır”. Bu yargı, hemen hemen her çevrede kabul edilmiş bir olgudur. Ancak “aydın din adamı” nerede ve nasıl yetiştirilecektir? Osmanlı Devleti’nin son yıllarında klasik medrese eğitimi içerisinde yeteri kadar, belki de gereğinden daha fazla din eğitimi verilmekteydi.

Modern anlamda ilk üniversitemiz olan Darülfünun’da aynı amaçla açılmış bir de İlahiyat bölümü bulunmaktaydı. 1924 yılında Tevhit-i Tedrisat Kanunu çıkarıldığında tekke ve zaviyelerle birlikte medreseler de kapatıldı. Yüksek din eğitimi için Darülfünun’a bağlı bir İlahiyat Fakültesi açıldı. İmam ve hatip ihtiyacını karşılamak için de 29 İmam Hatip Mektebi açıldı. Ancak bu okulların sayısı 1926’da 20’ye; 1930 yılında 2’ye düşmüş ve 1933 yılında Üniversite Reformu yapıldığı sırada tamamen kapatılmıştır ( Hatice Poyraz, “Cumhuriyet Devrinde Din Eğitimi”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Ankara 1971, basılmamış lisans tezi).

1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra Hadis ve Hadis Tarihi öğretim üyeliğine İzmirli İsmail Hakkı Baltacıoğlu tayin edilmişti. 26.04.1924 tarihinde Darülfünun İlahiyat Fakültesi’ne 8 profesörün birden atandığını ve bir anlamda kadro değişimine gidildiği görülüyor. 26.04.1931 tarihinde İzmirli İsmail Hakkı İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlığına atanacaktır.

1970 yılında İsmail Hakkı Baltacıoğlu yaşı 90’ı aşkın olduğu halde torunun koluna girerek Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne gelmiş ve Hüsn-i Hat dersi vermiştir. İstanbul Üniversitesi’nin ve İlahiyat Fakültesi’nin tarihinde önemli rol üstlenmiş bir kişiliktir.

İmam Hatip mekteplerinin kapanmasının sebebi, “gençlerin tarım ve teknik okulları tercih etmesi” olarak açıklanmış olsa da siyasî etkinin rolünü kabul etmek gerekir. Bu rol o kadar açıktı ki modern anlamda din eğitimi yapmakta olan Darülfünun İlahiyat Fakültesi de 1933 yılında kapatıldı. İsmail Hakkı Baltacıoğlu bu fakültenin kapanmadan önce “bir nevi sosyolojik fakülte” haline getirildiğini Meclis konuşması sırasında itiraf edecektir.

1933 yılından 1949 yılına kadar hiçbir seviyede, hiçbir şekilde din adamı yetiştirilmedi. Bu 16 yıllık, -hatta ilk mezuniyete kadar hesaplanırsa 20 yıllık- süre içerisinde modern din eğitimi verilmeyişi, en çok da yeraltına çekilmiş olan tarikatları ve cemaatları sevindirdi. Bunlar gizli olarak yürüttükleri kapalı devre din eğitimi ile deyim yerinde ise “merdiven altı” eleman yetiştirdiler. Köylere giderek kendilerini “imam” olarak tanıtan ve “geçici imam” olarak kendilerine iş verilen kişilerin yeterliliğini ölçecek hiçbir mekanizma yoktu. Zavallı halkın din ihtiyacını sömüren bu çakma imamların çoğu akıl almaz cahillikler yaptılar. Bir kısmı doğru dürüst “Fatiha Suresi”ni bile okumaktan aciz bu insanlar horozun boğazına muska takıp köylüye hazine arattılar. Köy öğretmenleri ile ters düşen bu eğitimsiz, cahil din adamları işte bu boşluğun ürünü olarak ortaya çıktılar.

1946 seçimleri Türk Demokrasi Tarihi içerisinde çok önemlidir. İktidarın bütün önleme çabalarına rağmen; erken seçim baskınına rağmen; “açık oy- gizli tasnif” rezaletine rağmen Demokrat Parti (DP) beklenilenden daha çok oy almıştı. 1950 seçimini kurtarabilmek için halkın şikâyetlerine sebep olan Köy Enstitüleri bu bağlamda kapatıldı. Kendisi sahasında iyi bir bilim adamı olarak bilinen Şemsettin Günaltay bu amaçla başbakan yapıldı. En son olarak da yine Şemsettin Günaltay’ın görüşleri doğrultusunda “kontrollü” bir İlahiyat Fakültesi açıldı. Ancak hocaları özenle seçildiği gibi öğrencileri bile seçilerek alınmaya çalışıldı. Bu durumu, şu anda yaşayan en popüler tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı şu şekilde değerlendiriyor:

İlber Ortaylı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin açılmasını anlatırken: ” CHP’liler ve Başbakan Şemsettin Günaltay karşı tedbirler uyguluyordu. İlahiyat fakültelerine uygun, Batı kültürünü kavrayan öğrenci aranıyordu. Mesela DTCF’de okuyan ve Devlet Opera korosunu da Bahriye Üçok Hoca ve bazı DTCF talebeleri Neda Armaner gibi, bu dönemde fakülteye adeta davetle alınılıyor. Günaltay’ın böyle bir talebe profili yaratmaya çalışan gayreti ne kadar olumlu sonuç verildi bilinemez, ama İlahiyat Fakültesi içinde ilginç bir grup da bu sayede ortaya çıkmıştır” (İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri, s. 245).

İlahiyat Fakültesi 1952- 1953 Öğrenci Albümü’nde Neda Armaner, İbrahim Agâh Çubukçu ve Yaşar Kutluay gibi tanınmış isimleri görmekteyiz. 31 ‘kim 1949 tarihinde Yusuf Ziya Yörükan, Hasan Remzi Oğuz Arık, Hilmi Ömer Budda’nın İlahiyat Fakültesi profesörlüğüne getirildiğini görüyoruz. 1950 yılında Yugoslavyalı Mehmet Tayyib Ogiç, Doğmatik Bilimler Kürsüsü’nde ders vermek üzere Prof. Olarak görevlendirilecektir. 1950 yılında Sanat Tarihi konusunun pirlerinden Suut Kemal Yetkin; 1952 yılında Mehmet Karasan; 1959 yılında Hasan Tahsin Banguoğlu; 1963 yılında Mehmet Taplamacıoğlu’nun görevlendirildiği Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi kayıtlarında yer almaktadır.

1949 yılında İlahiyat Fakültesi’nin “yakın kontrollü” olarak açılması daha çok politik çıkar içindi. 1949 yılında okutulan derslere bakılacak olursa bir fakülte gibi değil, bir dinler tarihi kürsüsü gibi teşkilatlandırıldığı görülecektir. Öğretilen dinlerden birisi de İslam Dini’dir. Mantık, felsefe, özellikle eski Yunan felsefesi önem taşımaktadır. Öğrenci sayısı da oldukça düşük tutulmuş, fakültenin açılmış olması yeterli görülmüştür.

1968 yılı öğrenci olayları patlak verdiği zaman Ankara İlahiyat da “başörtüsü” yasağını protesto için boykot bayrağını çekmişti. Dekanlık makamında oturan Merhum Hamdi Ragıp Atademir’in en büyük korkusu makamını kayıp etmek miydi, yoksa gerçekten İlahiyat Fakültesi’nin kapatılması mı idi, bugün bile emin değilim.

Sonuç olarak 1925 yılında açılan Hukuk Mektebi’nin ardından 1935 yılında bizzat Atatürk’ün emriyle Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi açılmış, 1948 yılında Cumhuriyet’in ilk Üniversitesi Ankara Üniversitesi kurulmuştu. İlahiyat Fakültesi ise Şemseddin Günaltay başbakan ve Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olduğu sırada 9 Mayıs 1949’da meclise getirilmiş ve Kırşehir saylavı İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Maraş saylavı Emin Soysal ve birkaç saylavın daha olumlu görüş bildirmeleri üzerine açılmasına karar verilmişti. Daha sonra Eğitim Enstitülerine paralel olarak Yüksek İslam Enstitüleri açılmaya başlanılmış ve zamanla bunlar da Fakülte bünyesine alınmışlar, 4 yıllık eğitim almaları zorunlu olmuştur.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 1971 yılı mezunları, mezuniyetlerinin 50. Yılını kutlamak üzere 23 Ekim 2021 Cumartesi günü fakültede olacaklar ve öğrenci sıralarına oturarak 50 yıl öncesinin anılarını tazeleyecekler.