Tam iki yıl önce 11 şehrimizi etkileyen ve resmi açıklamalara göre 53 bin 537 vatandaşımızın hayatını kaybettiğimiz, 107 bin 213 vatandaşımızın ise yaralı kurtulduğu 6 Şubat depremlerinin ardından tam iki yıl geçti.
İki yıl sonunda gelinen nokta ne yazık ki, olumlu işaretler vermiyor. Halen konteynerlerde yaşayan, halen başlarını sokacak bir yuva bulamayanların sayısı hiç de azımsanmayacak boyutlarda. Özellikle en yoğun yıkımın yaşandığı Hatay’da sıkıntılar olanca şiddetiyle devam ediyor.
Her büyük felaket sonrası gördüğümüz, duyduğumuz “sorumlular hesap verecek. Ucu nereye kadar ulaşırsa ulaşsın sorumlular yakalarını kurtaramayacaklar” şeklindeki sözler, aradan geçen iki yıla rağmen henüz hedefine ulaşmış değil.
Deprem sonrasında 2 bin 31 soruşturma dosyası açılmış. Bunlardan 1.397 için iddianame hazırlanmış. Bu iddianamelere dayanılarak 1.271 suçlu hakkında davalar başlatılmış. Açılan davalarda sanık olarak 1.327 kişi mahkeme önüne çıkarılmış. Tüm bunlara karşın sadece 75 dava karara bağlanmış ve toplamda 134 suçlu tutuklanmış.
Kaybettiğimiz vatandaşımızın sayısı 53 bin 537, buna karşın 134 kişi suçlu bulunarak tutuklanmış. Tutuklananlar içinde bir tane ne bakanlık sorumlusu, ne de belediye yetkilisi bürokrat yer alıyor.
Oysa ortada işlenen büyük bir suç var. En azından hayatını kaybeden vatandaşlarımıza karşı bu davaları sonuçlandırmak boynumuzun borcu olmalı. Ama görüp, duyduklarımıza bakıldığında onlarca, yüzlerce vatandaşımızın ölümünden sorumlu suçluların, pek çoğu bugün kaçak olarak aramızda dolaşıyor, kurdukları yeni düzen içinde yaşantılarını sürdürüyorlar.
Asrın deprem felaketi olarak nitelendirilen ve bu nitelendirmenin ardına sığınan suçlular, utanmadan, “adeta depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı öldükleri için” suçluyorlar. Çünkü biliyorlar ki, dün ne yaşandıysa, bugünde aynısı yaşanacak.
Bakın deprem sonrasında açıkta kalan, evleri yıkılan vatandaşlarımıza yıl dolmadan konutlarının teslim edileceği belirtilirken, aralık 2024 itibariyle teslim edilen konut ve işyeri sayısı sadece 155 bin 124’e ancak ulaşabildi. Oysa deprem bölgesinde ilk etapta 450 binin üzerinde konut ve işyeri teslim edilmesi planlanmıştı. Şimdi yapılan yeni açıklamalara göre, bu yıl içinde toplamda 200 bin civarında konut tamamlanabilecek. Yani 2026’ya girildiğinde bile konut ve işyeri açığı devam edecek.
Biz bu durumu daha önce de yaşamıştık. Büyük Marmara depreminde de benzer sorunlar gündeme gelmişti. Yapılacak konutların finansmanı için ek vergiler getirilmiş, “deprem yaraları sarıldıktan sonra” bu vergilerin kaldırılacağı belirtilmişti. Depremin üzerinden 25 yıldan fazla bir zaman geçti, ama konulan vergi, uygulamadan kaldırılmadı.
6 Şubat depreminden sonra da, deprem gerekçe gösterilerek yapılan vergi oranlarındaki artışları, bu yılın içinde eksiden artıya geçecek. Deprem vergisinin bu yıl bütçeye, 462 milyar lira pozitif bir katkısı olacak. Bu rakam gelecek yıl 709 milyar, 2027 yılında ise 864 milyar liraya ulaşacak. Yani, iki yıldır yaşanan, deprem felaketinin ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi, bu yıldan itibaren olumlu katkı vermeye başlayacak.
Elbette ki, deprem bizim gibi ülkelerin bütçesi üzerinde olumsuz etki yaratıyor. Can kayıpların büyüklüğünün yanı sıra, ekonomik olarak da felakete neden oluyor. Ancak, şu da bir gerçek ki, bu ülke ek vergilere başvurmadan gerekeni yapabilecek zenginliğe ve ekonomik güce sahiptir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta “tercihlerin ve önceliklerin” belirlenmesinde yatıyor.
Özetle;
Devlet olarak büyük bir felaketin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yardım elinin uzanmadığı vatandaşlarımızın sayısı azımsanmayacak boyutlarda. Yapılan yapıların yine deprem kuşağı üzerindeki bölgelerde yapılıyor olması gerçekten ibret verici. Bilim insanlarının bu konudaki uyarıları dikkate alınmıyor. Yine yumuşak zeminlerin üzerine konutlar ve işyerleri inşaa ediliyor. Oysa, bilim insanlarının, depremler konusunda yapmış olduğu uyarılar, bir daha böylesine büyük felaketlerin yaşanmasını önlemede büyük önem taşıyor.
Dikkat edilirse, depremin yaşandığı ilk aylardaki duyarlılık aradan geçen süre içinde tamamen unutuldu. Bölgede yaşayan vatandaşlarımız kendilerine mikrofon uzatıldığında yaşadıkları sorunların, gün geçtikçe daha da ağırlaştığını açıklıyorlar. Depremle iç içe yaşayan bir ülke olarak duyarlılığımızı eksiltmeden sürdürmeliyiz.
Evet, 53 binden fazla vatandaşımızı öldüğü, Kahramanmaraş merkezli depremde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Depremi yaralı olarak atlatan ve bugün bile hayatta kalma mücadelesi verenlere acil şifalar temenni ediyoruz. Allah bizi beterinden korusun.