Eskiden bazı şeyler “olmaz”dı. Şimdi oluyor. Hem de öyle bir oluyor ki, bir süre sonra kimse dönüp bakmıyor bile.
Bir zamlar tepki gösterdiğimiz, içimize sinmeyen, “bu kadarı da fazla” dediğimiz ne varsa… Bugün sıradan. Çünkü alıştık. Ya da alıştırıldık.
Ekonomide zorlanmaya alıştık. Haberlerde kötü şeyler duymaya alıştık. Adaletsizlik hissine alıştık. Hatta bazen en çok da buna alıştık: “Zaten değişmez” demeye.
Ama asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü insan en çok neye alışırsa, ona karşı sessizleşir. Sessizlik de zamanla kabullenmeye dönüşür. Kabullenme ise değişimin önündeki en büyük engel olur.
Bugün sokakta birine “Nasıl gidiyor?” diye sorsan, çoğu kişinin cevabı hazır: “İdare ediyoruz.”
Kimse iyi değil ama herkes idare ediyor.
Peki neden?
Çünkü iyi olmanın bir ihtimal olduğuna olan inancımız zayıfladı. Daha iyisini istemek bile lüks gibi gelmeye başladı. Sanki elimizdekine razı olmazsak elimizdekini de kaybedecekmişiz gibi bir korku var içimizde.
Oysa bu bir kader değil.
Alışmak, hayatta kalmak için bir refleks olabilir ama her şeye alışmak zorunda değiliz.
Haksızlığa alışmak zorunda değiliz.
Yetersizliğe alışmak zorunda değiliz.
Sürekli geride kalmaya alışmak zorunda değiliz.
Belki de en başa dönüp şunu sormamız gerekiyor:
Biz neyi normal kabul etmeye başladık?
Çünkü bazen sorun yaşadıklarımız değil, artık onları sorgulamıyor oluşumuz.
Ve belki de değişim dediğimiz şey, büyük adımlarla değil…
“Ben buna alışmak istemiyorum” diyebildiğimiz o küçük anla başlar.