Ülkemizin içeride ve dışarıda savrulup durduğu gelişmelerden başımız dönüyor. Hangi birisini yazalım, nasıl ifade edelim, bir de dil sürçmesine uğrayıp başımıza iş açmayalım derken, elimiz kalem tutamaz hale geldi.
Kalemini bir takım çıkarlar karşılığında satmamış olan hiç bir gazeteci-yazar, ne ülkesinin, ne milletinin, ne din kardeşlerinin, ne de başka insanların bir tekinin tırnağının incinmesine yol açacak yazılara, bilerek imzasını atmaz.
Suriye’deki son gelişmeler karşısında Sonsöz’de, “Sarıkamış felaketi unutulmamalıdır” başlıklı bir yazım yayınlanmıştı; Alman generaller tarafından yanıltılan Osmanlı Ordusu’nun başındaki Enver Paşa’nın, kış bastırırken Turan’a ulaşma hayaliyle Orduyu sefere çıkardığını, Sarıkamış’ta 90 bin askerimizin donarak ya da Ruslarla savaşarak şehit düştüğünü özetlemiştim; Suriye’deki gelişmeler karşısında, Türkiye’nin çok dikkatli, itidalli ve tarafsız bir politika izlemesi gerektiğini, ifade etmeye çalışmıştım.
2011’lerden beri Suriye’de devam eden iç savaşı, IŞİD, El Kaide, El Nusra, DEAŞ, ÖSO gibi cihatçı örgütlerin oluşturduğu HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) kazandı. Golani (Ahmed Şara) liderliğindeki HTŞ, geçtiğimiz günlerde elini kolunu sallayarak Şam’a kadar ulaştı, 60 yıllık Baas rejimi ile Esat ailesinin diktatörlüğüne son verdi.
Gelişmeleri yakından izleyenler hatırlayacaklardır, HTŞ’nin zaferini ilk kutlayan, Afganistan’daki Taleban rejimi olmuştu. Bizim MİT Başkanımız İbrahim Kalın ve daha sonra Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da Şam’a kadar giderek, üç ayda değil ama, on üç yılda ulaşabildiğimiz Emeviye Camii’nde namaz kılmışlardı.
Ülkemizde, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TBMM’deki grup konuşmasında ortaya attığı “Abdullah Öcalan’ı serbest bırakalım, gelsin TBMM’de DEM Parti grubunda konuşsun, PKK terör örgütüne silahları bırakın çağrısında bulunsun” şeklindeki sözleri geniş tartışmalara yol açmışken, diğer yandan ekonomik sıkıntıların nefes alamaz hale getirdiği asgari ücretle çalışanlar ve tüm emekli kesimler feryad figan ederlerken, ülkemizi yönetenler, Suriye’nin devrimciler tarafından ele geçirilmesi karşısında bir zafer coşkusu sergilemeye başladılar.
Osmanlı hayalleri ile yaşayan bir kesim, “Suriye tamam, sıra Lübnan, Filistin ve Irak’ta, inşallah Osmanlı hayallerimiz gerçekleşiyor” diyor; diğer bir kesim ise, “Büyük Ortadoğu Projesi hızla ilerliyor, ABD ve İsrail, (Arzı Mevud) Vadedilmiş Toprakları adım adım ele geçiriyor” diyor. Bu arada İsrail’in savaş uçakları, Suriye’deki tüm askeri üsleri ve varlıkları bombalayıp yerle bir ediyor, Golan tepelerini işgal ediyor, Şam’ın yirmi kilometre yakınına kadar ilerliyor.
Tüm bu gelişmeler karşısında Suriye’nin yeni yönetimi, ülkedeki tüm örgütlerin, etnik ve dinsel grupların yeni yönetimle bütünleşeceğini, silahlarını teslim edeceğini, yeni devlet oluşumunun tüm kesimleri kucaklayacağını açıklıyor, ancak kısa bir süre sonra, bazı bölgelerden gruplar arasında çatışma haberleri duyuluyor.
Üstelik, Türkiye için en önemli sorunu teşkil eden Suriye’nin sınırımıza bitişik bölgelerindeki PYD, YPG gibi Kürt kökenli terör örgütlerinin, yeni Şam yönetiminin silah bırakma çağrılarına uymadığı, ABD’nin de desteği ile yeni kalkışmalara hazırlandığı haberleri duyuluyor; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin askeri müdahalede bulunacağını açıklıyor.
Bu arada, Suriye’nin yeni yönetimi, ilk yurt dışı resmi ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirdi. Yeni yönetimin Dışişleri Bakanı Şeybani, Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra ve Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Anas Hattab’dan oluşan Suriye heyeti, Suudi Arabistan’da resmi görüşmelerde bulundular.
Avrupa Birliği’ni temsilen yeni Suriye yönetimini ilk ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock ile Fransa Dışişleri Bakanı Jean Barrot, Ahmet Şara tarafından karşılandılar. Şara’nın, ziyaretçileri tokalaşarak karşılaması sırasında, elini uzatan kadın Bakan Baerbock’u, elini göğsüne götürerek selamlaması, Suriye’de şeriata dayalı bir rejim kurulucağının bir işareti olarak yorumlandı.
1980’lerde İran’da, Humeyni devrimi ile şeriatçı İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştu. 2021’lerde ABD’nin askerini çekerek Taleban örgütüne terkettiği Afganistan Cumhuriyeti’nin de adı, “Afganistan İslam Cumhuriyeti” olarak değiştirilmişti.
Doğrusu ben de, Suriye’de yeni oluşturulacak sistemde devletin adının, “Suriye İslam Cumhuriyeti” şeklinde değiştirileceğini düşünüyordum. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye’nin yeni lideri Golani (Ahmed Şara) ile görüştüğünü ve Suriye’nin adının, “Suriye Arap Cumhuriyeti” olarak kalacağını açıkladı.
Yaşanan tüm gelişmeler gösteriyor ki, dış gelişmeler karşısında Türkiye’nin çok daha dikkatli ve itidalli davranması, daha açıkçası Atatürk’ün, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine sımsıkı sarılması gerekiyor.
Barışa sarılan, başkalarının vatanına, toprağına, malına, canına göz dikmeyen bir ülkeye günümüz dünyasında hiç bir güç kötülük yapamaz.