ABD Başkanı Trump, bir kaç gün önce iç karışıklıkları gerekçe göstererek, “İran’a müdahaleye hazırlanıyoruz” şeklinde sert bir açıklama yapmıştı. Geçtiğimiz yılın Haziran ayında İsrail’in başlattığı hava saldırılarında ABD’nin geliştirdiği savaş uçaklarının İran’da yarattığı tahribat hatırlanınca, Trump’un, her an İran’a müdahale edebileceği düşünülüyordu ki, ABD Venezuela’yı vurdu.
Dünyayı sarsan bu gelişme, “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Tamamlanıyor, sırada Büyük Dünya Projesi (BDP) mi var?” tartışmalarına yol açtı.


Venezuela, Güney Amerika Kıtası’nda 28 milyon nüfuslu, Türkiye’den 150 bin km. kare daha büyük yüzölçümüne sahip bir devlet ve Maduro adlı otokrat tarafından yönetiliyordu. Dünyanın en büyük petrol ve altın madeni rezervlerine sahip, ABD’den binlerce km. uzaktaki ülkede son günlerde ekonomik sıkıntılar, siyasal gerilimler ve iç karışıklıklar yaşanıyordu.
Venezuela’nın önemli merkezlerine sabahın erken saatlerinde savaş uçakları ve helikopterlerle saldıran ABD güçleri, çok kısa sürede Maduro ve eşini ele geçiriyor ve ABD’ye götürüyorlar, devlet yönetimini de birlikte çalışmak kaydıyla muhalefete teslim ediyorlar. Operasyon sonrası açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Trump, Maduro yönetiminin uyuşturucu kartelleri ile işbirliği halinde olduğunu, öte yandan muhalefeti baskı altında tutarak demokrasiyi işlemez hale getirdiğini, ülkeyi kötü yönettiğini öne sürüyor, bu nedenlerle müdahale ettiklerini açıklıyor.


Haber kısa zamanda tüm dünyada dehşet yaratırken, siyasal gözlemciler ABD’nin, Venezuela ile durmayacağını, komşusu Meksika, Küba, Kolombiya gibi Latin Amerika devletlerine de operasyonlar düzenleyebileceğini belirtiyorlar. Zaten Trump, seçim zaferinin arkasından Kuzeyindeki komşuları Grönland ve Kanada’yı da ele geçireceklerini ifade edtmişti.
Bazı siyasal bilimciler, ABD’de Yahudi kaynaklı çok güçlü bir Derin Devlet bulunduğunu, uzun yıllardır iç ve dış politikadaki proje ve operasyonların bu Derin Devlet tarafından belirlendiğini, 1950’lerdeki Kore müdahalesinin, 1970’lerdeki Vietnam Savaşı’nın da bu Derin Devlet tarafından kurgulandığını öne sürüyorlar. Hatta ABD’deki bu Derin Devletin, uygulanan politikalara uyum sağlayamayan Jon Kenedi gibi kendi başkanlarını bile suikastlerle ortadan kaldırdığını anlatıyorlar.


ABD’nin bugüne kadar yaklaşık 90 uluslararası operasyon gerçekleştirdiğini belirten siyasal bilimciler, Afganistan’ı Taleban örgütüne, Suriye’yi HTŞ’li Ahmet Şara’ya teslim ettiğini, İsrail ile birlikte Filistin ve Ortadoğu ülkelerinde güç gösterisinde bulunduğunu ifade ediyorlar. Müslüman Arap dünyasını tamamen kendisine bağlayan ve etkisiz hale getiren ABD’nin, bugün tüm Ortadoğu ülkelerinde çok güçlü üsleri bulunduğunu belirtiyorlar.


2002 yılında ABD Dışişleri Bakanı Kondoleza Rays tarafından dünyaya duyurulan BOP ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin bu coğrafyada aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 devletin sınırlarının değiştirileceğini açıklamıştı. ABD’de o tarihten buyana başkanlar değişti ama BOP sürekli adım adım ilerledi. Zaten daha o yıllarda yani 2002’de iktidara geldiğinde BOP Eş Başkanı olduğunu açıklayan şu anki Türkiye’nin Ak Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Trump’la yakın ilişki içerisinde. Nitekim Trump’un Venezuela’da gerçekleştirdiği operasyon sonrasında yıllar önce “Kıymetli kardeşim” dediği Maduro’nun acınacak bir şekilde götürülmesi karşısında kayda değer bir açıklamada bulunmadı. Önceki gün Trump’la görüşen Erdoğan, “Trump’la Venezuela’yı görüştük, halkımızın hassasiyetlerini ilettim. Venezuela halkı bizim dostumuzdur, her zaman yanlarında olacağız” dedi.


Ne var ki, ABD’nin Venezuela operasyonuna ciddi olarak ses çıkartan bir başka devlet de yok gibi. Avrupa devletlerinden birkaçı, dışişleri bakanları vasıtası ile cılız kınamalarda bulundular. Birleşmiş Milletler’den hiç bir ses yok gibi. Hindistan ve Çin, binlerce yıllık tarihlerinde olduğu gibi dış dünya ile ilişkilerine dikkat ediyorlar, adeta “Bize dokunmayın biz de size dokunmayalım” diyorlar.
Son derece geliştirdiği iletişim teknolojileri ve haber alma örgütleri ile kafasına taktığı devlet adamlarını, siyasal rakiplerini dünyanın hangi köşesinde olursa olsun iğnenin deliğine girse bile bulup nokta atışları ile yok edebilen ABD’nin, daha çok yakın bir geçmişte Kasım Süleymani’yi gece saat 00.30’da Bağdat havaalanında nokta atışı ile yokedişini, Lübnan’da, İran’da, Katar’da, Yemen’de Hamas ve Hizbullah gibi örgütlerin üst düzey yöneticilerini nasıl nokta atışları ile vurduklarını unutmadık. Daha bir yıl kadar önce İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında ölmesi, İran’da bulunan Hamas lideri İsmail Haniye’nin kaldığı konukevinde nokta atışı ile öldürülmesi, daha birkaç gün önce Ankara’dan yola çıkan Libya Genel Kurmay Başkanı ve yanındakilerin Uçak kazasında yaşamlarını yitirmeleri, bir süre önce askeri kargo uçağımızın Gürcistan topraklarında düşmesi ve 20 askerimizin şehit olması kafalarda soru işaretleri yaratmadı mı?
Tüm dünyanın, özellikle Birleşmiş Milletlerin, bir an önce ortak akılda buluşup bu çılgın gidişata ses yükseltmesi gerektiği inancındayım.