Geride bıraktığımız yılın bilançosu, Türkiye açısından yalnızca ekonomik göstergelerle sınırlı kalmadı. Kamuoyuna yansıyan araştırmalar, 2025’in toplum nezdinde derin bir adalet ve hukuk kriziyle hatırlandığını açık biçimde ortaya koyuyor. “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” sözü, bugün yaşananların aslında uzun süredir birikmekte olduğunu anlatır nitelikte.
Gündemar’ın, Aralık ayına ait “Türkiye Gündemi” araştırması, vatandaşların en yakıcı sorunlarını gözler önüne serdi. Ekonomi, beklendiği gibi ilk sırada yer alırken; adalet ve hukuk, toplumun en çok rahatsızlık duyduğu ikinci başlık olarak öne çıktı.

Araştırma, sadece sorunları değil, bu sorunların toplum üzerindeki psikolojik ve siyasal etkilerini de açıkça ortaya koyuyor.
Katılımcılara yöneltilen “2025 yılı boyunca adalet ve hukuk alanında sizi en çok zorlayan konular neler oldu?” sorusuna verilen yanıtlar çarpıcı. Yüzde 77 gibi yüksek bir oran, “adaletin herkese eşit uygulanmadığı” düşüncesini ilk sıraya yerleştirdi. “Uzayan dava ve yargılama süreçleri” yüzde 38 ile ikinci sırada yer alırken; “adalet sistemine duyulan güvensizlik” yüzde 37 oranıyla üçüncü sıraya yerleşti.


Araştırma sonuçlarına göre; siyasi davalar ve bu davalar etrafındaki tartışmalar yüzde 27, hak arama yollarının etkisiz olduğu algısı yüzde 25, yolsuzluk iddialarının yeterince soruşturulmadığı düşüncesi ise yüzde 24 oranında rahatsızlık kaynağı olarak ifade edildi. Hukukun öngörülebilir olmaması ile kayyım uygulamaları da yüzde 15’er oranla listede yer aldı. “Adaletle ilgili hiçbir rahatsızlığım yok” diyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 6’da kaldı.


Gündemar’ın bir diğer sorusu, tabloyu daha da netleştiriyor: “Türkiye’de adalet ve hukuk sisteminin işleyişini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?” Bu soruya katılımcıların yüzde 77’si “kötü” yanıtını verirken, yalnızca yüzde 21’i sistemi olumlu buldu. Fikri olmayanların oranı ise yüzde 2 ile sınırlı kaldı.


Siyasi parti tercihine göre dağılım da dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. CHP seçmenlerinin yüzde 94’ü adalet ve hukuk sistemini olumsuz değerlendirirken, İYİ Parti seçmenlerinde bu oran aynı düzeyde gerçekleşmiş.
DEM Parti seçmenlerinin yüzde 85’i de benzer şekilde sistemi sorunlu buldu. AK Parti seçmenlerinin yüzde 41’i mevcut durumu olumsuz görürken, MHP seçmenlerinde bu oran yüzde 58 olarak ölçüldü. Bu veriler, adalet meselesinin artık partiler üstü bir toplumsal sorun haline geldiğini gösteriyor.


Ortaya çıkan tablo, inkâr edilemeyecek bir gerçeğe işaret ediyor: Türkiye’de adalet ve hukuk sistemine duyulan güven hızla aşınıyor. Güvenin zedelendiği yerde umut da zayıflıyor. Oysa yargı, vatandaşın başı sıkıştığında sığınacağı son ve en önemli kapıdır. Bu kapının toplum nezdinde işlevini yitirmesi, devletle vatandaş arasındaki bağın da zayıflamasına yol açar.
Tarih, adalet duygusunu yitiren toplumların ağır bedeller ödediğini defalarca göstermiştir. Yüzyıllar boyunca ayakta kalan büyük devletlerin çöküşünde, adalet sistemindeki bozulmanın belirleyici rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Kanuni Sultan Süleyman gibi adaletle anılan bir mirasın üzerinde yaşayan bu toplumun, tarafsız ve güven veren bir yargı talep etmesi son derece doğaldır.


Özetle;
“Kul hakkıyla karşıma gelmeyin” anlayışını merkeze alan bir inancın mensupları olarak, adaletin tesisi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Tarafsız yargı, öngörülebilir hukuk ve eşit adalet; sadece hukuk sisteminin değil, toplumsal barışın da temel taşıdır.
Bugün gelinen noktada yapılması gereken nettir:
Erozyona uğrayan güveni yeniden inşa etmek ve adaleti, herkes için gerçekten erişilebilir kılmak. Aksi halde bu sessiz aşınmanın bedeli, yalnızca bugünü değil, yarını da ağır biçimde etkileyecektir.