24 Kasım Öğretmenler Günü’nü geçtiğimiz haftalar içinde “öğretmenlerimize basılan gazla ve sırtlarına vurulan coplarla kutladık. Hepi topu bir gündü. Öğretmenlerimizi yılda bir kez anmak, ebediyete intikal etmişleri rahmetle yad etmek yetti. Oysa öğretmenlerimizin çilesi 24 Kasım’da bitmedi. Onların yaşadığı çile halen devam ediyor.
Türk Eğitim Sen, Öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal hayatının sınırlarını belirlemek, eğitime ilişkin sorunlarını, müfredat ve mülakat eleştirilerini ortaya koymak üzere yaptığı anketinin sonuçlarını da o günlerde açıkladı. Sonuçlarıyla baştan sona utanılacak bir tablo çıktı ortaya. Öyle ki; anket sonuçlarına göre öğretmenlerimizin yüzde 68.3’ü daha iyi şartlarda bir iş olsa öğretmenliği bırakacağı sonucu ortaya çıktı.
Ankete, katılanların yüzde 67’si erkek, yüzde 33’ ü kadın eğitimciden oluşmuş. Bunların yüzde 86’sı evli, yüzde 14’ü ise bekâr. Çalışma sürelerine göre, katılımcıların yüzde 31’i 21-30 yıl arasında görev yapmışlar. Bu grubu yüzde 18.19 ise 11-15 yıl çalışanlar ve yüzde 13.6 ile de 6-10 yıldır öğretmen olarak görev alanlar izlemiş. İstihdam türü incelendiğinde yüzde 97.2’si kadrolu, yüzde 2.1’i ise sözleşmeli statüde görev yapıyorlar. Ücretli olduğunu belirtenlerin oranı ise binde 7. Çalışmaya katılan eğitim çalışanları incelendiğinde yüzde 31’inin lise, yüzde 30.2’sinin ortaokul, yüzde 30.1’inin ilkokul kademesinde yüzde 3.6’sının anaokulu/anasınıfında görev yaptığı belirlenmiş.
Görüldüğü gibi eğitim ordumuz içinde yer alan tüm kesimler anket içinde değerlendirilmiş. 31 Ekim-10 Kasım 2024 tarihleri arasında 81 ilde 4 bin 345 öğretmenle gerçekleştirilen anket çalışmasında elde edilen sonuçları, Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan açıkladı.
Gelelim, Geylan’ın paylaştığı anketin ayrıntılarına:
Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi, ankete katılan öğretmenlerimizin yüzde 68.3’ü daha iyi şartlarda bir iş bulsalar öğretmenliği bırakacağını söylemişler. Çünkü, öğretmenlerimiz ekonomik olarak daha iyi şartlara sahip olmak için yüzde 13.3’ü mesleği ile ilgili olmayan bir ek iş yapmak zorunda kalıyor. Ay sonunda cebinde veya hesabında parası kalmadığını belirtenlerin oranı yüzde 77.8’ e ulaşıyor.
Öğretmenlerimiz de toplumun diğer kesimleri gibi borçla yaşıyor. Kredi kartı borcunu düzenli ödeyebilenlerin yani borucunun tamamını ödeyebilenlerin oranı yüzde 55.3, yüzde 34.3’ü asgari tutarı ödeyebildiğini, yüzde 4.7’si ise asgari tutarın altında ödeme yapabildiğini belirtmişler.
Harcama kalemleri incelendiğinde sırasıyla; gıda yüzde 86, ulaşım/akaryakıt yüzde 55.4 ve kredi/borç ödeme yüzde 52 ile ilk sıraları alıyor.
Öğretmenlerimize, “Fiyat artışının temel nedeni olarak neyi gördükleri” de sorulmuş. Yüzde 77’si ekonominin kötü yönetildiğini, yüzde 68.7’si Türk Lirası’nın değer kaybına uğradığını, yüzde 55.4’ü fırsatçılığı, yüzde 44.2’si ise yetersiz yerli üretimi, yaşanan fiyat artışlarının temel nedenleri olarak gördüklerini belirtmişler.
Konut sorunu da öğretmenlerin önündeki sorunların başında geliyor. Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 54.8’i satın alarak ev sahibi olduğunu, yüzde 34.4’ ü ise kiracı olduğu ifade etmişler. Evi satın aldığını belirtenlerin yüzde 88’i borcunu ödemeye devam ettiklerini, yüzde 12’si ise borcunu tamamladığını açıklamış.
Bir diğer çarpıcı sonuç ise ekonomik durum ve aile içi sorunlara verilen cevaplarda görülmüş. Ankete katılanların yüzde 56.8’i ekonomik durumunu orta, yüzde 39’u kötü olarak nitelendirmişler. Katılımcıların yüzde 74.5’i ekonomik durumlarının aile içi ilişkilerini etkilediğini, yüzde 25.5’i ise ekonomik durumlarının aile içi ilişkilerini etkilemediğini belirtmiş.
Katılımcıların emeklilik hakkı durumları incelendiğinde yüzde 70.9’u emeklilik hakkı kazanmadığını, yüzde 29.1’i ise emeklilik hakkı kazandığını belirtmiş. Niçin emekli olmak istemedikleri incelendiğinde yüzde 64.8 ile ücretin düşmesi ilk sırada yer almış. Bunu, yüzde 27.1 ile çocuk okutma ve ekonomik gerekçeleri göstermişler.
Öğretmenlerimiz toplum içinde ne kadar saygı görüyorlar. Eğitim bu işin neresinde yer alıyor, bu da sorulmuş. Katılımcılara “eğitimin en büyük sorunu nedir?” sorusunu yönelttik. Yüzde 79 ile öğretmenlerin değer görmemesi ilk sırayı alırken, ücret ve özlük hakları açısından dünyadaki örnekleriyle kıyaslandığında, çok daha geri bir noktada olmak yüzde 72 ile ikinci sırayı almış. Liyakatsizlik yüzde 68.8, kadrolaşma yüzde 24 ayrımcılık yüzde 21.2, sınıf mevcutları yüzde 20.8 ve okulların fiziki yapısının yetersizliği de yüzde 19.6 ile diğer cevaplar arasında yer almış.
Uygulanan müfredatın içeriğinden memnun olanların oranı sadece yüzde 9.2 iken, memnun olmayanların oranı yüzde 40.1, müfredatın geliştirilmesini düşünenler de yüzde 50.7 ile en yüksek orana ulaşmış.
Eğitimin geleceğinden umutlu olan katılımcıların oranı yüzde 8.5 ile en düşük orana sahipken, umutlu olmayanların oranı yüzde 36.9, kısmen umutlu olanların oranı ise yüzde 54.6’le ilk sırayı almış.
Özetle;
Öğretmenlerimizin eğitim de ve sosyal hayatında yaşadığı temel sorunları bir kısmı böyle. Öğretmenlerimizin psikolojik durumları, yaşadıkları endişeler ve temel sorunlar içinde yer alan mülakat konusuna bundan sonraki yazımızda temas edeceğiz. Ancak görünen o ki, bugünkü kafayla ne eğitimin, ne de öğretmenlerimizin sorunlarını çözmek mümkün değildir. Öğretmenlerimizin sorunlarına kulak tıkayan, ihtiyaç duyulduğu halde öğretmen atamasını kısıtlı sayıda tutan, onları da “mülakat” saçmalığıyla liyakatsızlaştıran bir anlayışla gelinebilecek nokta ancak bu kadar olabiliyor.