Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; demokrasiler sadece ve sadece insanların seçme ve seçilme hakkından ibaret değildir!

Protesto hakkı da en az seçme ve seçilme hakkı kadar meşru ve temel bir demokratik haktır.

Demokrasilerde insanların politikacıları, bürokratları ya da hak ve özgürlerini tehdit ettiğini düşündüğü sair güçleri protesto etme hakkı en temel haklardandır.

Ayrıca tüm demokratik ülkelerde protesto hakkı anayasal teminat altındadır.

Sokağı lanetleyen, sokaklarda meydanlarda yapılan protestoları eleştiren politikacılar şunu çok iyi bilmelidir ki demokrasiler saraylarda, tapınaklarda ya da kışlalarda değil sokakta kurulur ve sokakta korunur...

Demokrasi düşmanları ise daima saraylarda, kışlalarda ya da tapınaklarda yuvalanır!

Herkes şunu çok iyi bilmelidir; demokrasi en en temelde halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini savunan yönetim sistemidir...

Eeeee halk nerede olur elbette ki saraylarda, tapınaklarda ya da kışlalarda değil sokaklarda olur, yani sokaklar halkın en doğal mekanıdır.

Dolayısıyla demokrasiyi içselleştirmiş politikacılar asla ve kat’a halkın sokaklara çıkmasından, protestolarda bulunmasından rahatsız olmaz.

Demokratik yöneticiler halkın protestolarından ders çıkarır, halkın taleplerini ya da tepkilerini anlar ve ona göre politikalar saptar.

Peki, protestolar sonuç alır mı?

Elbette tarih sonuç alan bir sürü protesto eylemi ile doludur.

İlk örneği kendi tarihimizden vereyim; Milli Mücadelemizin fitili o büyük Sultanahmet Mitinginlerinde yapılan protestolar ile yanmadı mı?

Sultanahmet mitingleri ile başlayan Milli Mücadele sonucunda Cumhuriyetimiz kurulmadı mı?

İkinci örnek Amerikan tarihinden olsun; Amerikan Bağımsızlık mücadelesi Boston Tea Party denilen İngiliz Kralının koyduğu yüksek vergileri protesto eden eylem ile başlamadı mı?

Fransız ve Bolşevik devrimleri de çeşitli protestolar ile başlamadı mı?

Sonuç olarak demokrasiler daima protestolar ile başlayan devrim hareketleri ile kurulmuştur.

Yani protestolar sonuç alabilir, hem de toplumsal düzeni en temelden değiştirebilecek güçte bir sonuç alabilir.

Neticeten demokratik düzenlerde görev yapan, demokrasiyi içselleştirmiş politikacılar protestoları temel bir hak olarak kabul eder ve korkmazlar amma ve lakin zorba diktatörler ya da despot sultanlar protesto eylemlerinin kendi iktidarlarını yıkıp, demokrasiyi getirerek halk egemenliğini tesis edebileceğini çok iyi bildikleri için protestolardan ölesiye korkarlar.

Pekala her protesto gösterisi etkili olur mu?

Elbette hayır, bu konuda yapılmış bir araştırma var:

Harvard Üniversitesinden Erica Chenoweth 323 halk hareketini incelemiş.

Bulduğu sonuç şöyle: Bir ülkede nüfusun yalnızca % 3.5’i barışçıl direnişe bir katıldığında başarı kaçınılmaz hale geliyor.

Burada iki unsur var:

 

1)    Protesto eylemlerinin barışçıl olması.

2)    Protesto eylemlerine ülke nüfusunun % 3,5’inden fazlasının katılması.

Yani Türkiye için konuşursak bu % 3,5 sınırı sayısal olarak yaklaşık 3 milyon kişidir.

Tanklara, coplara, sansüre karşı sadece kararlılık ile direnen, barışçıl protesto eylemlerine katılan 3 milyon kişi ülkemizde demokrasiyi koruyabilir.

Yalnızca ve yalnızca % 3,5  bu düşük oran sizi hiç şaşırtmasın, çünkü tarih ve bilim, “Barışçıl olan kazanır” diyor.

Buradan bir uyarıda da bulunayım:

Despot hükumetler, otokrat liderler ve diktatörler barışçıl protestolardan çok korkar!

Korkar çünkü şiddetsiz kalan bir halk hareketi, toplumu peşinden sürükler. İşte tam da bu yüzden; polislere orantısız güç kullanımı ile protestoları tırmandırma emri verilir, istihbarat servislerince provokasyonlar yapılır ya da taşeronlara yaptırılır, medya itibarsızlaştırır ve dolayısı ile gösterilerin barışçıl kalmasına izin verilmez. Bu şekilde halkın protestolara desteği kesilmeye çalışılır.

Demokrasiyi korumak için protesto eylemlerine katılanların bunu bilmesi provakasyonlara karşı çok dikkatli olması gerekir.