Geçtiğimiz yılın son günlerinde 2025 yılı için belirlenen asgari ücret birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Çünkü asgari ücretin belirlendiği son toplantıda işçi sendikaları temsil edilmedi. A

par-topar yapılan toplantıya son anda davet edilen Türk-İş, “bir oldu-bitti ile” karşı karşıya olduklarını belirterek masada bulunmadı.
Bilindiği gibi, yeni asgari ücret 22 bin 104 lira olarak belirlendi. Her ne kadar, çalışanları enflasyona ezdirilmeyeceği belirtilse de yüzde 30’luk zamla milyonlar açlığa mahkum edildi. Edildi diyoruz çünkü, SGK verilerine göre, ülkemizde asgari ücret ve komşu ücretlerle çalışanların sayısı 13 milyona ulaşırken, buna aile bireyleri dahil edildiğinde ülkenin yarısının bu ücretle geçinmeye çalışacakları gerçeği bir kez daha ortaya çıktı.Öyle ki, yeni asgari ücret belirlenirken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyonun bile altında bir artış yapıldı. TÜİK, kasım ayında enflasyonu, yıllık bazda yüzde 47,09 olarak açıklamıştı. Bu hesapta aralık ayına ilişkin enflasyon rakamı da dahil değil.

DİSK-AR verilerine göre asgari ücret civarında ücret alanlar da dahil edildiğinde 8.5 milyon işçi, asgari ücret civarı ve altında ücretle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Başka bir deyişle 2023 yılı itibarıyla tüm özel sektör işçilerinin yüzde 48.9’u asgari ücret komşuluğunda ücretlerle çalışıyor. Ücretle çalışanların 7 milyon 594 bini asgari ücret ve altında ücretle çalıştığını açıklıyorlar. Asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında çalışanlar tüm özel sektör çalışanlarının yüzde 47.8’ini oluşturuyor. Türkiye’de 11.5 milyon işçi asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret ile çalışırken 14.5 milyon işçi ise en fazla asgari ücretin yüzde 50 fazlası bir ücrete çalışıyor. Ülkemizde, 2023 yılında 1.6 milyon işçi asgari ücretin yarısından daha düşük ücretle çalışmak zorundaydı. Asgari ücretin iki katından fazla ücret alanlar ise yalnızca yüzde 7.5’ini oluşturuyordu.
Ülkemiz için gerçekten çok vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Bizde durum böyleyken, Avrupa ülkelerinde durum nasıl bir de ona bakalım?

Avrupa’daki bazı ülkelerde sadece asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 10’un üzerinde, AB üyesi 27 ülkenin yirmi ikisinde asgari ücret uygulaması bulunuyor. Euronews’te yer alan haber göre 2018 yılında, asgari ücretin yüzde 105’inden daha az ücret alan çalışanların oranı beş AB ülkesinde yüzde 10’un üzerinde bulunuyordu. Bunlar Slovenya yüzde 15.2 ile ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi yüzde 14.1 ile Bulgaristan, yüzde 13.3 ile Romanya, yüzde 12.1 ile Polonya ve yüzde 11.6 ile Fransa izliyordu. Bu oran Almanya’da yüzde 6.6 idi. On AB üyesinde de ise ortalama yüzde 5’in üzerindeydi. Türkiye’de bu oran, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından yüzde 37 olarak açıklanıyordu. Günümüzde ise Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 5’in altına gerilerken, ülkemizde bu oranın yüzde 50’lere kadar yükseldiği görülüyor. Sıkıntının bir diğer önemli noktası da işte bu ayrıntıda gizli. Bir ülkede çalışanların yüzde 50’si asgari ücret ve buna yakın ücretlerle çalıştırılıyorsa o ülkede iş barışından, sosyal dengelerden söz etmek mümkün olamaz.

Elbette ki, yüzde 30’luk bir artış ile çalışanları zor bir yıl daha bekliyor. Sadece, TÜİK’in açıkladığı yüzde 47’lik enflasyon oranının bakarak yapılan zammı yeterli bulmak mümkün değil. Kaldı ki, bu resmi enflasyon rakamının hemen hemen iki katından fazla bir enflasyon ortamında yaşadığımız düşünülürse artış oranının çok komik bir düzeyde kaldığını ifade etmeliyiz.
Vergi uzmanı Ozan Bingöl, TÜİK verilerine dayanarak hazırladığı tabloda, vatandaşların günlük harcamalarının geçtiğimiz yıl ne kadar arttığını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Bingöl’ün açıklamalarına ve yaptığı hesaplamalara göre göre, Kasım 2023 ile Kasım 2024 arasındaki dönemde taze sebzelerde yüzde 125,78, doğalgaz abonelik ücretlerinde yüzde 124,65, gerçek kirada yüzde 109 ve üniversite eğitiminde yüzde 108,03 oranında artış yaşanmış. Çocuk bakım hizmetleri yüzde 90’ı, eğitim ve gıda gibi temel harcamalardaki artışlar ise yüzde 80’i aşmış. Bir yanda yüzde 30’luk bir ücret artışı, diğer yanda yüzde 100’leri aşan gider kalemlerinde yaşanan fiyat artışları.

Öyle büyük büyük hesap yapmaya da gerek yok. Sendikaların açıkladığı açlık sınırı rakamları da daha şimdiden 22 bin 104 liralık asgari ücreti yakalamış durumda. Hesap ortada, ocak sonu bilemediniz şubat ayında açlık sınırı asgari ücreti aşacaktır.
Özetle;
Yapılan asgari ücret artışı toplumun önemli bir kesiminde hayal kırıklığına neden olmuştur. 2002 yılındaki asgari ücretin dolar karşılığı ile bugünkünü karşılaştırarak bundan bir övünç payı çıkarmak bizi daha büyük yanlışlara götürür. Burada esas olan alım gücünün uğradığı erozyondur. Bunun en basit örneği de o tarihlerde yapılan çay-simit hesabıdır. Aynı hesabı bugün yapıp, geldiğimiz noktayı objektif olarak değerlendirdiğimizde gerçekler açık-seçik bir şekilde ortaya çıkacaktır. Yani işi özü, gelişmelere hangi açıdan ve hangi gözle baktığınız, neye göre değerlendirme yaptığınızda ortaya çıkacaktır.