“Hedef; sevgi, dostluk ve barış içinde Güneş’in çevresinde dönen ve üstünde melek kişilikli insanların yaşadığı bir Cennet Dünya.”

“Dünya mı, Cehennem mi” başlıklı bir önceki yazımı yukarıdaki hedef, hayal ve rüya bir cümle ile tamamlamıştım.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), 2026 yılının 3. gününde, bir süre önce savaş gemileri ile kuşattığı Güney Amerika kıtasının kuzeyinde bulunan Venezuela’nın Başkenti Caracas’a silahlı bir saldırı düzenlemesine, Devlet Başkanını ve eşini kendi ülkesine kaçırıp yargılamaya başlamasına karşın “Cennet Dünya” umudum gücünden bir şey kaybetmedi. Umudum, yine doruktaki yerini korudu.

ABD’nin, silahlı gücü ile bir devletin karasularına, hava sahasına ve toprağına girmesine, Başkanın korumasını üstlenen 30’dan fazla Küba’lı asker ve polisin öldürülmesine, öldürülen insan sayısının 80 civarında olduğu söylentilerine, varsa başka cinayetler ve katliamlarla ilgili güvenilir bilgilendirme yapılmamasına karşın, eli silahlı, eli, dili ve vicdanı kanlılar Dünya’yı cehenneme çeviremeyeceklerdir.

ABD Devlet Başkanı’nın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz, yönetim şekline henüz karar vermedim” demesine, İran, Meksika, Kanada, Kolombiya, Grönland’ı da işgal edebileceğini belirterek Danimarka’yı tehdit etmesine, tehditleri dillendirirken gözlerinin başka denizlere ve topraklara da uzandığına inanmama karşın, “iyi”leştirilmesi gerekenler Dünya’yı ve uzayı cehennemin ana merkezi yapamayacaklardır. Dünya, bir süreliğine cehennem halini alsa bile daha çok onlar yanacaklardır ürettikleri cehennemin ateşinde, toz, toprak ve enkazların altında. Dünya, kendisini, tekrar ve mutlaka, sudaki, havadaki ve topraktaki tüm renkleri ve temizliği ile sevgi, dostluk ve barışın sonsuza değin yaşandığı bir cennet haline kesinlikle getirecektir.

ABD’nin sırlarla dolu Venezuela saldırısına tam destek veren Arjantin ve İsrail’e, saldırıya ve insan kaçırma gibi çok ağır ve utanç verici suça kararlılıkla karşı çıkamayan ve yaptırım önerilerinde bulunamayan Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği üyesi ülkelere karşın “Şiddetsiz ve Temiz Dünya” umudumun dorukların doruğuna çıktığını görüyorum. Evet, görüyorum. Başka gören veya görenler var mı?

Arjantin’den yükselen “Yaşasın özgürlük”, Venezuela muhalefetinin “Maduro uzlaşmayınca ABD Hukuku korudu, görevi üstlenmeye hazırız, ülkeyi koalisyon yönetmeli” demesi ve İsrail’in, tarihin utanç bölümünde yerini alan saldırıyı övgü ile karşılaması, sevgi, dostluk ve barıştan yana olan insanların işlerinin ne kadar zor olduğunu göstermektedir

Japonya’nın Hiroşima (6 Ağustos 1945) ve Nagazaki (9 Ağustos 19454) illerine ABD tarafından atom bombaları atılmasına, yüzbinlerce Japonya insanının yollarda, evlerde, hastanelerde ve iş yerlerinde katledilmesine, Birinci (1914-1918) ve İkinci (1939-1945) Dünya savaşlarına, Vietnam vahşetine (1955-1975) kentlere, doğaya ve diğer canlılara kıyılmasına, farklı tarih ve yerlerde yapılan savaşlarla büyük cinayetlerinin işlenmesine onay veren ve uygulayan vahşilere karşın silahlanma ve şiddet, melek nitelikli insanlar tarafından durdurulacaktır.

Demokrasi mücadelesi verilen ülkelerde askeri veya sivil darbelerin örgütlenmesine, silahlı çetelerin desteklenmesine, kara, hava, deniz ve okyanusların savaş gemileri ve silahlı askerlerce işgal edilmesine, yoksulluğun ortadan kaldırılması, eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik için kullanılması gereken hesaplanamaz miktardaki doların ve insan gücünün tüketilmesine karşın hey sen, hey sizler, Dünya’yı, uzayı cehenneme taşıyamayacaksın, taşıyamayacaksınız.

Olayın çok ilginci bir yanı daha var. ABD ve Venezuela’ya yakın veya uzak ülke yöneticilerinden bazılarının taraflara itidal önermeleri. Savaş gemileri, uçaklar ve ağır silahlarla kuşatılmış, üç saate yakın hareket süresi içinde Devlet Başkanı ve eşi, bir anne, bir kadın kaçırılmış, bilinmeyen sayıda askeri ve polisi katledilmiş, halkının zorluk ve korku içinde yaşadığı, akıl dışı tehditlerin sürdüğü bir ülkeye itidal önermek ne kadar kolay. Bir ülke, tarihin en ayıplı saldırılarından birine uğramış, kan dökülmüş, gençler başka ülkeden gelen katillerce öldürülmüş, çok sayıda aileye ateş düşmüş bir ülkeye ve saldırana itidal öneriliyor, ölçülü, soğukkanlı ve sakin olunması isteniyor.

“ABD çok ağır bir suç işledi, bu suçu işleyenler, belki bir gün yargılanabilir”” demek için hukukçu olmaya gerek yok. Venezuela’nın yönetim biçimini, yöneticilerin kullandıkları yetkileri, kullanma biçimlerini, silah veya yargı gücünü kullanarak şiddet üreten yöneticiler ve yöntemleri konuşulabilir, eleştirilebilir, şiddet ve silah kullanmadan tepki gösterilebilir. Bu konuda, kamuoyu oluşturmak için halkla ilişkiler biliminin yöntemleri kullanılabilir.

Venezuela Yönetimi ile yönetimin kararlarından olumsuz etkilenen ülkeler, şirketler veya kesimler sabırla buluşturulabilirdi. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği sürece katılabilirdi.

Elbette böyle bir sürecin uzlaşı ile çatışmasız bir noktaya taşınması kolay olmayacaktı. Uzlaşı için çok zamana gerek olduğu kesin. Ancak, onlarca gencin kanı, annelerin gözyaşları akmayacak, kişiler, toplumlar ve devletler arasında geleceğe kan davası taşınmayacaktı.

Bu konuda yeterli girişimlerin yapıldığına, iletişim yöntemlerinin kullanıldığına ilişkin görüşlere katılmıyorum.

Keşke tarih boyunca, Dünya’da, insanlık ve uygarlık adına utanç verici ve örgütlü suç, sadece Venezuela’ya karşı işlenseydi, başka tarihlerde ve başka yerlerde havadan, karadan ve denizden yapılan silahlı saldırılarla Dünya’nın toprakları ve suları, ölçülemeyecek kadar yoğun kirlilik, kan ve gözyaşı altında kalmasaydı.

Amerika Birleşmiş Devletleri’nin, uluslararası yasalara, insan haklarına yönelik sözleşmelere, her şeyden önce insan aklı ve vicdanına aykırı bir şekilde Venezuela’ya yönelik silahlı saldırısı, NATO, Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği’ni gerçekten zor durumda bırakmıştır. Daha doğrusu üç örgütü de zor durumda bırakmalıdır.

NATO silahlı bir saldırı değil savunma örgütüdür. Hiçbir NATO üyesi tek başına hareket edememeli, özellikle saldırı, savaş, işgal ve diğer şiddet türlerini yapamamalıdır. Birleşmiş Milletler Örgütü ( 1945) ile Avrupa Birliği (1993) ise savaşlara, işgallere ve şiddetin her türlüsünü engellemek, ülkelerin kalkınmasına ve uygarlığın gelişmesine katkı amacıyla kurulmuştur.

Uluslararası bu örgütler, ellerindeki ağır silahlara karşın, dostluk ve barışı güçlendirmek yolunda iletişim içinde olmalı, iş birliği yapmalıdır. ABD’nin yaptığı son saldırının yinelenmemesini sağlamalı, saldırı yapan olursa uluslararası yaptırımları devreye sokmalı, bu tür suçları işleyen herkesi uluslararası mahkemelerde yargılayacak bir süreci başlatmalıdır.

Üç örgüt, yönetimlerin silahlı kalkışmalarla değiştirilmesini, siyasal ve dinsel cepheleşmeleri engellemek için eşgüdüm içinde olmalıdır.

Dünya’nın her yerinde, içinde şiddet barındırmayan her görüş ve inancın temsil edildiği demokrasi ve adalet ana hedef olmalıdır. Yoksulluk ve yoksunluğun ortadan kaldırılması, ekonomi, sağlık, eğitim, güvenlik ve çevre sorunları, yine uluslararası bu örgütlerin iş birliğinde çözümlenmelidir. Dünya; insan, hayvan, çevre ve doğa haklarının korunduğu, sevgi, dostluk ve barışın yaşandığı bir cennete doğru giderek Güneş’in çevresinde dönmelidir.

Haydi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Örgütü, NATO ve diğer uluslararası örgütlerin içindeki melek kişilikli insanlar, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde… Haydi…