Sevgili okurlar; büyük akademisyen, tarihçi, yazar ve daha pek çok özel niteliği bünyesinde barındıran İlber Ortaylı hocamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Kendisi ile tanışamamış olmanın verdiği eksiklik ise üzüntüme bir yenisini ekledi.
Hem şahsiyetiyle hem akademisyenliğiyle hem bilim insanlığıyla herkese örnek olmuş toplumumuzun kıymetli bir aydınını, değerini yitirdik. Ancak elbette tarihe iz bırakan bir karakter olarak belleklerde ve gönüllerdeki yerini daima koruyacaktır. Tarih kitaplarının yanında gençler için yazdığı kitaplarla da onlara verdiği tavsiyelerle, yol göstericiliği ile kendisine bir kez daha hayran olduğum gerçek bir profesör. Profesörlük makamının hakiki hakkını veren İlber Hoca, bildiği 7 lisanla, ayaklı kütüphane oluşuyla, vizyonuyla, kalitesiyle, yaşama dair ne varsa yerinde tespitleriyle, gençlere yol göstericiliği ve burada sayamayacağım daha pek çok üstün niteliği ile toplumumuzun çok değerli bir yapı taşı idi. Gerçek bir aydın, gerçek bir akademisyen, gerçek bir profesördü. Ondan çok şey öğrendik. Eserleriyle, sözleriyle ve varoluşu ile öğrenmeye de devam edeceğiz.
Beni çok etkileyen, belleğimde iz bırakan İlber Hoca’nın anılarından bir tanesini sizinle paylaşmak isterim. İlber Hoca’nın bir gün amfide ders verirken, önündeki kitaptan yavaş şekilde okuduğu görülür. Kendine fazlaca güvenen bir kız öğrenci ise, hocanın yavaş okuduğu gerekçesiyle kitabı kendisinin okumak istediğini söyler. İlber Hoca, “buyur kızım gel sen oku” der. Kız kürsüye çıkar ve kitabı gördüğünde tek kelime edemeden kıpkırmızı şekilde kürsüden iner. Çünkü İlber Hoca, Almanca bir kitabı Almancadan Fransızcaya simültane tercüme ederek öğrencilerine sunmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, bir hoca olsun ki, dilden dile anında çeviri yaparak ders anlatsın. İşte bu, İlber Hoca’nın üstün niteliklerinden yalnızca bir tanesi idi. Bu anı beni iki yönden çok etkilemiştir. Birincisi; önyargı, empati yoksunluğu ve bilgi eksikliği, ikincisi ise karşımızdaki insanın düşündüğümüzden çok daha farklı beceri kombinasyonlarını bünyesinde barındırabileceği ihtimali. Ama sanıyorum bunlardan en mühim olan kısım önyargı ve empati. Karşı tarafı egosal bir tatmin mekanizması olarak görerek, onu adeta “nakavt” etmeye çalışmak amacıyla harekete geçmek, beraberinde bir yenilgi meydana getirir genellikle. Durum ne olursa olsun; sorgulamadan, düşünmeden, süzgeçten geçirmeden, karşıdakini anlamaya çalışmadan önyargılı yaklaşmak ve empatiden uzak bir tavır sergilemek sıklıkla beraberinde pişmanlık getirir. Erdem sahibi insan başına gelen bu durumu olgunlukla karşılarken, çiğ insanın payına düşen ise utanç içindeki bir çift gözdür. Bu hikayeden ve hocamızın daha pek çok anısından kendimize çıkaracağımız çeşitli dersler var.
Bu ülkeden bir kıymetli değer, bir hakiki hoca, bir büyük bilim insanı İlber Ortaylı geçti… Tüm milletimizin başı sağ olsun. Devrinin daim olması ve huzur içinde sonsuzluğa uzanması dileklerimle, onun en sevdiğim sözü ile yazımı burada noktalıyorum;
“İnsanın ilk önce ahlak okuması gerekir. Diplomalar meslek içindir.” Prof. Dr. İlber Ortaylı