Cennet gibi oluşmuş, inançlara saygılı bir insan olarak farklı bir şekilde de söylüyorum, yaratılmış Dünya’da, çocukların, gençlerin, insanların, hayvanların kanlarının dökülmesi, suyun, toprağın ve havanın kirletilmesi, doğanın katledilmesi, vahşetin doruğundaki insanlar tarafından sürdürülüyor. Dünya, cennet gibi iken vahşi insan soyu tarafından cehenneme dönüştürülüyor.

Bu yazı belgelerde yer alır mı, yazılarımı kitap haline getirebilir miyim, bu yazı gelecekteki uzun yıllara taşınır mı, bilemem, ancak, belirtiler şu korkunç gerçeği işaret ediyor.

İnsan soyu, Dünya ile yetinmeyip uzaya, gezegenlere de “uygarlık gelişmesi” adı altında şiddeti ve şiddetin araçlarını taşıyor.

Açıkça diyorum ki, cehenneme doğru evrilen Dünya ile beraber, uzay da, gezegenler de cehennem olmak tehlikesi ile karşı karşıya.

Soru şu.  Başta Güneş ve ay olmak üzere, uzayın gücü buna izin verecek mi?

Zihinsel gücümüzü kullanarak, birkaç kelime ile hızlı bir şekilde uzaya gittik. Yine aynı şekilde Dünyamıza dönelim.

Bir yerde şiddet ve vahşet varsa; orada annelerin de gözyaşları mutlaka vardır. 

2010 yılında Tunus’ta başlayan ve daha sonra Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun bazı ülkelerine yayılan karşı çıkışlara, gösterilere, bir kesim “Arap Baharı” adını verdi. Algıyı yönetmek istediler “Arap Baharı” diyenler. Kan ve gözyaşından oluşan bir baharı yaşadılar, çıkarları olanlar, ancak vicdanları, akılları, geleceği görecek yetileri bulunmayanlar.

Ben de yazılarımda ve açıklamalarımda bu isme karşı çıktım. Binlerin kan, milyonların gözyaşı döktüğü, çok çirkin davranışların ve cinayetlerin işlendiği bir sürece “Arap Baharı” demek için insanlarda beyin ve yürek sorunu olması gerekirdi.

Zaten, silahlı veya silahsız şiddet üretenlerde kesinlikle beyin, akıl, yürek, duygu sorunu vardır. Bu sorunlar, insanı melek insan değil, “vahşi insan” yapar, yapıyor.

İnsan vahşetinden zarar gören çok toplum, çok ülke, çok ırk, çok inanç, çok dönem var. İnsanlık değil, insanın tarihi içinde hiçbir kaynak taramadan Vietnam, Libya, Irak, Afganistan, Ukranya, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını örnek olarak verebilirim. Hepsinde kan ve  gözyaşı, seller gibi, nehirler gibi, göller gibi, denizler gibi, okyanuslar gibi aktı, toplandı.

Son örnekler ise “Evim” Türkiye’nin yanında, yakınlarında. Orta Doğu’daki silahlı örgütlerle İsrail’in içinde olduğu yakışıksız, kan ve gözyaşı dolu bir süreç daha yaşanıyor. 

En son  örnek ise Suriye. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı  2024 yılına kadar durdu. Bir anlamda ara verdi, verdirildi. İç savaş, 27 Kasım 2024 tarihinde tekrar başladı.

Şimdilik sonuç şu. 8 Aralık 2024 tarihinde, Baas İktidarı, silahlı bir hareketle sonlandırıldı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ailesi ile birlikte Rusya’ya sığındı. Suriye’nin yönetimi, silahlı müdahale ile ancak, şiddetli çatışmaları yaşanmadan değişti.  Suriye, 4 farklı silahlı örgütün egemen olduğu 4 parça gibi görünüyor.

Kan ve gözyaşını artıracak bir sürece İsrail yine katıldı ve Suriye’ye girdi.

Bu sürece ve silahsız, silahlı kalkışmalara baktığımda, gelecekte, daha doğmamış insanların kanlarını, doğmamış annelerin çığlıklarını, ağıtlarını, acılarını ve gözyaşlarını görüyorum. Çünkü, kötülerin kötülerle savaştığı, kötülerin başka kötülerle birlikte iyilere şiddet uyguladığı bir Dünya’da toprağın ve suyun beklediği daha çok kan ve gözyaşı var, sanki.

Kanlı kalkışmaları yapanları, iyi veya kötü, iktidarları silahla değiştirenleri alkışlayanları, övenleri gördükçe ve duydukça, “Bu insanlar nasıl yetiştirildi, bulundukları yerlere nasıl taşındı, gelecekteki-umarım olmaz- kanları ve gözyaşlarını şimdiden nasıl göremezler ?” diye sessiz sorular üretirim. 

Bir soru daha sorarım göremediğim güçlere. “İnsan soyu, neden yüz yüze, göz göze konuşarak, hiç kimsenin dışlanmadığı bir demokrasiyi sağlayamaz, mutluluk, sağlık, huzur ve güven içinde yaşayamaz, niçin bu kan ve gözyaşı selleri, gölleri, denizleri? 

Barış ve Dostluk için kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği, sadece savunmak için oluşturulan NATO varken, diktatörlükler, savaşlar, işgaller, bombalamalar nasıl engellenmez, tek adam gibi görünen baskıcı yönetimlerin, Tanrı ve inançlar adına hareket eden silahlı şiddet örgütlerinin etkileri nasıl sürer, nasıl?

Bugün dökülen kanlara, annelerin gözyaşlarına karşın Dünya’da yerin üstündeki gerçek cennetin mutlaka başarılacağına inanıyorum. 

Hatta, gelecekte, daha doğmamış insanların kanları, doğmamış annelerin gözyaşları dökülse de yerin üstündeki gerçek cennette yaşayacaklar, daha sonraki kuşaklar, insan melekler. 

Haydi, şiddetle değil, sevgi, saygı, hoşgörü ve dostlukla yerin üstündeki gerçek cennet için, insan melekler haydi…