Bestekâr Osman Babuşcu ve çok sayıda kendisini ispatlamış birbirinden değerli liyakat sahibi bestekârlarımızın eserlerinin denetime tabi tutulması kendilerine yapılmış en büyük haksızlıktır. Kendilerinin besteleri ülkemizin en ünlü sanatçıları tarafından adeta kapışılırken plaklara albümlere şarkılarının ismi verilip okunurken, albümleri halk tarafından kapışılıp satış rekorları kırarken, kendilerini ispatlamış bu büyük bestekârlara gerekli saygı gösterilmeli yeni eserleri anında kabul edilmelidir.

Kendilerini denetleyebilecek liyakatli bir “ Denetim Kurulu” olmadıkça bu uygulama bu şekilde olmalıdır. Örnek verecek olursak Bestekârımız Osman Babuşcu’nun ünlü eseri, güftesi Güzide Taranoğlu’na ait “Kanımda Kıvılcım” 1990 yılında yapılan bir yarışmada Ayşegül Durukan tarafından seslendirilmiş ve eser birinci gelerek Ayşegül Durukan’ı bir gecede ünlü yapmıştır. Eser, Muazzez Abacı, Zeki Müren ve Emel Sayın tarafından da seslendirilmiş çok kişiye nasip olmayacak bir başarıyı yakalamıştır. Bundan daha büyük Denetim Kurulu mu olur?

Kim kimi denetleyecek? Denetleyen denetlenenden liyakatli ve başarılı olmadıkça denetime gönderilen eser sayısı son derecede azalacak günün birinde de hiç kalmayacaktır. Bestekâr, “beni bunlar mı denetleyecek? Ben denetime eser falan göndermem demeye başladı mı bundan Türk Müziği çok büyük zarar görecektir. Denetim Kurulunda görev yapanlar içerisinde bir tane halka mal olmuş bir besteye bile sahip olmayan kişilerin ünlü bestekârları denetlemesi akla ve mantığa sığmayan örneklerdir. Bu işlere bir de kıskançlık girdiğinde başarılı insanların önüne engeller konulmaya başlandığında iş çığırından çıkmaya başladı denilebilir. Hatır gönül besteleri de bu işin tuzu biberi olur. Tabiri caizse işin cıvığı çıkar.

Liyakat sahibi denilince, herhangi bir işte yetenekli, uygun, elverişli, duruma veya konuma layık olan kişi akla gelir. İşin ehli olmak, iş bilir ve değerli olmak anlamlarını da taşımaktadır. Liyakat göstermek bir işte başarı göstermek demektir.
Hak edenin ya da ehil olanın görevde olduğu, bürokraside yer aldığı anlamlarına gelir. Liyakat tüm yapılanmalarda yetenekli kişilerin tepeden inme değil, hak ederek geldikleri makamları ön görür.
Bu durumda her birimiz liyakatimize göre, vazife alırsak başarı kaçınılmaz olur.

Liyakate önem vermeden yapılan atamalar ve terfiler yıkımlara yol açar. İşler ve ilişkiler karmakarışık hale gelebilir.
Liyakatsiz insanlar ortaya çıktığında dengeler bozulur. Günlük hayatta, liyakatli insanlar görevlerini yaparken, adil davranırlar, Profesyonelce davranırlar, görevlerini yaparken tarafsızdırlar, görevlerini kötüye kullanmazlar, gelişme içerisinde, yeniliklere açık, kendilerini sürekli yenileyen, vizyon sahibi kişilerdir. Ön yargıları yoktur. Liyakat sisteminde hak ettikleri her mevkiye kolayca ulaşırlar.

Liyakatin sağlandığı her yerde herşey adildir ve adaletlidir.
Liyakatin en önemli ilkesi doğruluk ve dürüstlüktür. İşlerin liyakat esasına göre yapılması işlerin hızını artıracağından en değerli sermayemiz olan zamandan büyük ölçüde tasarruf edilecektir. Profesyonellik ve deneyimin ön plana çıkması kaliteninde güvencesidir. Liyakate önem verildiği zaman toplum da son derece mutlu bir toplum haline gelir.
Liyakatsiz insanların başa geldiği toplumlarda torpil söz konusudur. Kayırmacılık başlayınca vasat elemanlardan kaliteli iş çıkmayınca ortalığı bir çuval inciri berbat eden insanlar doldurur,
Liyakatsiz kişi geldiği makamda hakkıyla ve layıkıyla görev yapamıyorsa üstelik onun bunun oyuncağı haline geldiyse, şahsi menfaatleri de herşeyin önüne geçtiyse öncelikle başındaki Kurumun içindeki insanları birbirine düşürür. Bulunduğu yerin parçalanmasına ve dağılmasına neden olur.