Bazen bir cümle insanın aklından çıkmıyor.
Fatmanur Çelik’in söylediği o cümle gibi:
"Başıma bir şey gelirse intihar demeyin.”
Bugün o yok.
Yanında 8 yaşındaki kızı da yok.
Bir anne ve bir çocuk…
İstanbul’da sahilde ölü bulundu.
Fatmanur Çelik yıllardır bir şey anlatmaya çalışıyordu. Çocuk yaşta istismara uğradığını söylüyordu. Yıllarca şiddet gördüğünü anlatıyordu. Daha da ağır olanı ise kızının da istismara uğradığını iddia ediyordu.
Defalarca konuştu.
Defalarca yardım istedi.
Adalet nöbeti tuttu.
Bir annenin başka ne yapması gerekir?
Bazen insan şunu düşünüyor: Bir kadın sesini duyurmak için daha ne yapmalı? Daha kaç kapı çalmalı? Daha kaç kez “yardım edin” demeli?
Çünkü bu ülkede kadınlar sadece yaşadıkları acıyla değil, o acıyı anlatmaya çalışırken yaşadıkları yalnızlıkla da mücadele ediyor.
Fatmanur Çelik’in hikayesi sadece bir kadın hikayesi değil. Aynı zamanda bu ülkede kadınların adalet ararken nasıl yorulduğunun, nasıl yalnız bırakıldığının hikayesi.
Bir anne düşünün.
Kızını korumaya çalışıyor.
Aslında her annenin yaptığı şey bu değil mi?
Ama bazı anneler sadece çocuklarını büyütmeye çalışmaz. Aynı zamanda onları koruyabilmek için sistemle, insanlarla, bazen de koskoca bir düzenle mücadele etmek zorunda kalır.
En acı tarafı ise şu:
Bu tür olaylar olduğunda hep aynı cümleleri kuruyoruz.
“Çok üzücü.”
“Böyle şeyler bir daha yaşanmasın.”
“Yetkililer gereğini yapacaktır.”
Sonra gündem değişiyor.
Ama bir anne ile bir kızın hayatı geri gelmiyor.
Belki de artık başka bir soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bir kadın yıllarca yardım istemesine rağmen neden bu kadar yalnız kalır?
Ve daha da ağır olan soru şu:
Fatmanur Çelik gerçekten duyulmadı mı…
Yoksa biz mi duymamayı seçtik?