EBRU APALAK

Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyon, kur dalgalanmaları ve gelir adaletsizliği gibi yapısal sorunlarla mücadele ediyor. Ekonomi yönetiminin uyguladığı politikalar kısa vadeli çözümler sunarken, uzun vadede sürdürülebilirliği tartışmalı. Peki, enflasyonun temel sebepleri neler? Döviz kuru ve dış borç sorunu nasıl yönetilmeli? Sosyal destek mekanizmaları yeterli mi? Uluslararası Finans Uzmanı Dr. M. Murat Kubilay, Türkiye’nin mevcut ekonomik tablosunu ve önümüzdeki yıllara dair olası senaryoları yorumladı.

- Türkiye’de enflasyonun yapısal nedenleri neler ve mevcut ekonomi politikaları bu sorunları çözebilir mi?

- Murat Kubilay: Türkiye'de enflasyonun hem dönemsel hem de yapısal nedenleri var. Dönemsel nedenlerden biri olan talep fazlasını dengelemek için Merkez Bankası, yüksek faiz ve piyasadaki lira benzeri varlıkların miktarını kısma politikası uyguluyor. Ancak bu politikalarla fazla talep baskılanmaya çalışılsa da söz konusu talebin bir kısmı orta ve dar gelir gruplarının olağan ürünlere yönelik talepleri olup, normal şartlarda ekonominin karşılayabilmesi gereken bir düzeyde.

Bunun haricinde, Türkiye ekonomisinin yapısal bir sorunu da yeterli arzın olmamasıdır. Türkiye, 2001 krizinden sonra seçtiği ekonomik modelle neredeyse istisnasız her yıl ürettiğinden fazla tüketti. Yani talep her zaman arzın üstünde oldu. Bu kadar uzun bir süre boyunca talebin yüksek seyretmesi, talep fazlasından ziyade arz eksikliğine işaret ediyor.

Bu durum, standart para ve maliye politikalarıyla çözülebilecek bir mesele değil. Yatırım iklimi, kaynakların verimliliği ve miktarı gibi alanlarda ciddi sorunlar var. Ayrıca eğitim sistemindeki bozulma, yabancı yatırımcıların ilgisizliği ve devletin teşvik politikalarının etkisizliği gibi birçok faktör belirleyici rol oynuyor.

- Merkez Bankası’nın faiz politikaları ve rezerv yönetimi, kur istikrarı açısından yeterli mi?

- Murat Kubilay: Merkez Bankası'nın mevcut politikaları, kur istikrarını sağlayabiliyor. Ancak, uzun vadede ciddi bir dış borcu olan ve rezervlerindeki hızlı iyileşmeyi ağırlıklı olarak kısa vadeli kaynaklarla sağlayan bir Merkez Bankası’nın kalıcı kur istikrarını sağlaması zordur. Bu kadar yüksek enflasyon varken, kurun sabit kalması veya çok az artması sürdürülebilir değildir. Ancak mevcut faiz politikası ve rezerv miktarıyla bu durumu yıl içinde sürdürmeye devam edebilir.

“SON BİR YILDA ÖZEL SEKTÖRÜN DÖVİZ AÇIĞINDA CİDDİ BİR ARTIŞ OLDU”

- Türkiye’nin dış borç sorunu ve özel sektörün döviz açığı hakkında ne düşünüyorsunuz? 2025 ve sonrası için riskler neler?

Benzine zam mı geliyor? Benzine zam mı geliyor?

- Murat Kubilay: Türkiye'nin ciddi bir dış borç sorunu vardı ve bu borç sorunu, politik risklerle birleşince dışarıdan borçlanamama durumu ciddi bir sermaye çıkışına dönüştü. Bu sermaye çıkışı, rezervlerin örtülü bir şekilde satılması gibi çeşitli yöntemlerle dengelenmeye çalışıldı. Ancak en sonunda bunun sürdürülemeyeceği anlaşılınca olağan para politikalarına geçildi; fakat bu durum dış borç sorununu değiştirmiyor. İkinci olarak, bu esnada rezervler ve diğer normalleştirme adımları döviz açığına yol açan durumları beraberinde getirdi. Son bir yılda, özel sektörün döviz açığında ciddi bir artış oldu. Özel sektör, faizin düşük olması nedeniyle Türk bankalarından döviz cinsi borçlanıyor. Bunu yatırıma çevirsin ya da çevirmesin, Türk lirasına çevirip hesapta tutarak TL faizi kazanabiliyor. Dolayısıyla, "carry trade" dediğimiz yabancılarla yapılan işlemi reel sektör de gerçekleştirebiliyor. Hem dış borçla ilgili sorunlar çözülmüş değil, hem de özel sektörün döviz açığına ilişkin sorunlar devam ediyor. Ancak bu kadar yüksek faiz ortamında, bu sorunlar şu anki öncelikli meseleler değil. Belki 2026'da bu sorunları tekrar konuşabiliriz.

- Orta vadede Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelini nasıl görüyorsunuz?

- Murat Kubilay: Türkiye ekonomisinin uzun vadeli büyüme potansiyelinde ciddi bir düşüş söz konusu çünkü bu potansiyel, üretim fonksiyonuna dayanıyor. Ne kadar sermayeniz ne kadar emek gücünüz var, sermaye verimliliğiniz (yani teknolojik gelişmeleriniz) ne kadar güçlü ve emek verimliliğiniz ne kadar yüksek? Eğitim düzeyi, iş yapabilme kapasitesi, markalaşma ya da AR-GE geliştirme gibi diğer faktörleri de eklememiz gerekiyor. Türkiye bu konularda ciddi şekilde geriye gitti. İlk olarak, sermaye birikimi daha az getirili alanlara veya verimsiz altyapıya aktarıldı. İkinci olarak, yüksek teknoloji alanına yatırımlar azaldı. Beyin göçünün de olduğunu biliyoruz ve aynı zamanda yabancı büyük firmaların Türkiye'de bu alanda yatırım yapmadıklarını gözlemliyoruz. Burada bir potansiyel kaybı söz konusu. Yirmi yıl önce Türkiye'nin rahatlıkla büyüyebileceği yüzde 4’lük büyüme oranı, artık yüzde üç seviyelerine kadar gerilemiş durumda.

“DEVLETİN YUMUŞAK ELİNİ DAHA ÇOK GÖSTERMESİ GEREK”

- Gelir adaletsizliği ve artan yoksulluğa karşı hangi ekonomi politikaları uygulanmalı? Mevcut sosyal destek mekanizmaları yeterli mi?

- Murat Kubilay: Türkiye’deki gelir adaletsizliği, kendiliğinden kapanabilecek bir sorun değil. Ekonomi politikalarının normalleştirilmesiyle enflasyon ve döviz kuru istikrarı sağlanabilir. Enflasyon düşüşü gerçekleşebilir, ancak bunun bedeli olarak satın alma gücünde bir azalma yaşanacak. Bu nedenle, para ve maliye politikalarının ayrışması gerekiyor. Maliye politikasında enflasyonla mücadele için yeterli sıkılık yok. Bu sıkılığın olduğu yerlerde ise devletin daha çok yumuşak elini, sosyal yardımlar ve sosyal devlet anlayışını göstermesi gerek. Doğrudan nakit yardımlar olmasa bile, devletin eğitim, sağlık gibi alanlardaki hizmet kalitesi çok önemli. Bir taraftan para politikasıyla sıkı bir duruş sergilenirken, diğer taraftan maliye politikasındaki sıkılığın daha çok üretken olmaya ve tüketime karşı olmasına odaklanması lazım. Sosyal destek ve sosyal devlet mekanizmalarının güçlendirilmesi, toplumun programa karşı daha dayanıklı olmasını ve acı reçeteyi daha az hissetmesini sağlayacaktır. Bu da programın sürdürülebilirliğini artırır. Aksi takdirde, şu ana kadar yaklaşık iki yıl süren ve en az bir yıl daha devam etmesi beklenen program, üç yılı tamamladığında enflasyon düşmüş olacak, finansal istikrar sağlanacak, fakat yaşanan yoksulluk o kadar artacak ki, özellikle küçük işletmelerdeki finansman ve kâr sorunları büyüyecek ve aynı şoklara tekrar yol açacaktır. Para ve maliye politikaları arasındaki denge doğru kurulmalı; ancak son süreçte, yerel yönetimlerin sosyal desteklerini kısıtlayan bir merkezi yönetim politikası izlendiğini görüyoruz. Ayrıca, eğitim ve sağlık alanlarında devletin katkılarının azalması önemli bir gösterge. Örneğin, 2024’ten 2025’e geçerken belirlenen muayene katkı payı, sembolik anlamda ciddi bir artış gösteriyor. Mevcut politikalar hem yeterli değil hem de ters yönde.

M. MURAT KUBİLAY KİMDİR?

M. Murat Kubilay, 1984 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İşletme Bölümü'nde lisans eğitimini tamamladı. Eğitimi sırasında İsveç'teki Göteborg Üniversitesi'nde değişim öğrencisi olarak bulundu. Yüksek lisansını ODTÜ Finansal Matematik Bölümü'nde yaptı ve aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak çalıştı.

Akademik kariyerine ara vererek İstanbul'a taşınan Dr. Kubilay, burada yerli ve yabancı portföy yönetim şirketlerinde fon yönetimi müdürü olarak görev yaptı. Daha sonra Marmara Üniversitesi'nde Bankacılık alanında doktoraya başladı ve İngiltere'deki King's College London'da Uluslararası Finans alanında araştırmalarını tamamladı. Akademik çalışmalarında uluslararası finansal yatırımlar ve yükselen piyasa ekonomileri üzerine yoğunlaştı. Londra’da orta ölçekli şirketlere finansal danışmanlık yapan Kubilay, Türkiye’de ise uluslararası kurumsal yatırımcılara finansal danışmanlık hizmeti veriyor.

Medyascope’ta “Murat Kubilay ile Herkes İçin Ekonomi” adlı bir program hazırlayıp sundu.

Muhabir: Haber Merkezi