Atalarımızın mağaralarda yaşadığı dönemleri hayal edin lütfen. Yazının henüz kullanılmadığı, anayasa, kanun, yönetmeliklerin olmadığı, sözlü kuralların geçerli olduğu zamanları… Mağara dışında mamut yemek yasaktı belki. Belki de mağara duvarlarına sadece kırmızı boyayla bir şeyler çizilebiliyordu, hatta meyve çekirdekleri mağaranın en az 100 metre dışına atılabiliyordu… Saçma örnekleri çoğaltmak mümkün ama vurgulamak istediğim şey; her devirde ve her koşulda toplumun devamı için bazı kuralların uygulanma zorunluluğu.

Medeniyetler kurmuş, yıkmış, daha iyisini kurmuş Homosapiensler olarak, binyıllardır geçirdiğimiz değişim inanılmaz boyuttayken kurallarımızın ve aktarılış şeklinin değişmemesi imkânsızdı elbette. Yazıyı bulduktan sonra toplumdaki herkesin haberi olması için kuralları, taş tabletlerden, papirüslere kadar her şeye yazdık, okuduk, güya anladık.

Anladık anlamasına da neden hala düzensizlikler yaşıyoruz? İnsan nesli olarak bir şeyleri sündürmeye, kendimize çevirmeye, çıkarımız için kullanmaya bayılıyoruz da ondan. Bunu yapanlar için cezalar koymadan, kurallara uyanlar için ödüller vermeden toplum düzeninin sürmesi imkânsız hale geldi. Hata sadece kural koyucularda olabilir mi? Elbette hayır.

Devlet düzenine bayıldığımız Almanya ya da İskandinav ülkelerinde yüzyıllardır uygulanan katı ve tavizsiz düzen uygulamaları sayesinde insanlar kurallara uymadıklarında başlarına neler geleceğini öğrendiler, devlet tavizsiz olunca her şey (sevin ya da sevmeyin) belli bir düzene oturdu. Yıllarca Almanya’da yaşayan amcam “burada en büyük mafya, devlet” demişti. Çöp atma saatinden, trafik düzenine, uyum yasalarından haftada kaç saat çalışılacağına kadar tavizsiz uygulamalar oldukça, kimse mamutu mağara dışında yiyemez hale geliyor.

Bizim de zaman zaman bazı açıklar verse de, yasalarımız, yönetmeliklerimiz, kurallarımız var. Hata bulundukça yamalarla daha düzgün hale getirilmeye çalışan yasalarımız… Ancak biz de ceza sistemi çalışmıyor. Birinin amcaoğlu, birinin bibisinin kızı aldığımız cezaları siliveriyor. Bazı yasaların bizim aleyhimize işlemesini engelliyor. Hatır gönül için yapılanları bir kenara koyun, rüşvet ve çıkarlar için yapılan uygulamalar ayyuka çıkmış vaziyette. Herkesin ipi herkesin elinde. Tehdit, şantaj, seks kasetleri, ihaleye fesat karıştırırken çekilen videolar, gençlerin hayatını harap etmek uğruna kurulan aile bağları vesaire vesaire…

Çoğumuz, her şeyi yapıp ceza almamayı ama bize hata yapıldığında, yapanın ölmesini bile istiyoruz. Tamam, fıtratımızda bu var ama neden genellikle Orta Doğu insanlarının fıtratında bu olsun? Öykündüğümüz yerlerde yaşayanlar insan değil mi? Orada kuralları koyan, uygulayan ama en önemlisi denetleyen bir yapı var çünkü.

Kim olursa olsun tavizsiz cezalar olmadıkça, kurallara uymanın karşılığında belirli ödüller verilmedikçe ve en önemlisi, kuralsızlığı denetleyen ve ceza vericilere ceza veren sistem kurulmadıkça, birileri yasaları eğip bükmeye devam edecek, parası ve hatırı olan her beladan kurtulacak, olan hep garibana olacaktır.

Bu durum, adaletsizlik duygusunu körükleyecek, insanlar ya kendi orman kurallarını uygulamaya koyacak ya da zengin ve itibarlı kişiler olmak için abuk sabuk yollara yeltenecektir. Hele de her gelen, bir öncekinden intikam almaya devam ettikçe, kısır döngü, döndükçe dönecek olan yine bize olacaktır. Çünkü bu ülkede yönetenler paçayı ceplerindeki tomar tomar paralarla hep kurtarırken, garibanlar hem kendilerini hem de ailelerini hep necaset çukurunda bulur. Haydi, kalın sağlıcakla.