Başta edebiyat olmak üzere birçok sanat dalında işlenen başlıca konular arasında yer alan sonbahar, her zaman hüznü, ayrılıkları, durgunluğu ve bazen de ölümü mü çağrıştırır?
Sonbaharda doğal yaşam durgunlaşır, yavaş yavaş uykuya çekilir. Göçmen kuşlar çoktan gitmişler, bazı hayvanlar kış uykusuna çekilmek üzere hazırlıklarını tamamlamışlardır. Bitkiler solgunlaşmış, ağaçların yaprakları sararmıştır.
Her geçen gün kısalan günlerde erken batan güneş dünyayı daha az aydınlatmakta, daha az ısıtmaktadır. Sanki yaşam kısalmaktadır. Belki de bu nedenle sonbahar hüzündür, ayrılıktır.
Yer kürenin yazgısı olan bu yaşam dönüşümü milyonlarca yıldır yinelenen döngünün bir parçasıdır ama kimi kentlerde sonbahar farklı yaşanır. Bu kentlerdeki yaşam doğadaki dönüşüme koşut biçimde şekillenmez; oralarda sonbahar hüznü, ayrılığı, durgunluğu çağrıştırmaz.
Ankara, İzmir, İstanbul gibi kalabalık kentler sonbaharı farklı yaşarlar. Yaz rehavetini üzerinden atan bu kentler sonbaharda kıpır kıpır, cıvıl cıvıldır.
Yazlık tutkunları kente dönmüşlerdir. Caddeler, alışveriş yerleri bronzlaşmış tenleriyle çok daha canlı, çok daha dinamik görünen kadın ve erkeklerle doludur.
Kent yaşamı çok daha hareketlidir. Okullar açılmış, trafik yoğunlaşmıştır. Ankara’da Çayyolu, Tunalı, Kızılay; İzmir’de Kordon, Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Bostanlı; İstanbul’da Taksim, İstiklal ve Bağdat caddeleri gibi yerler olağan kimliklerini yeniden kazanmıştır.
Yaz aylarındaki kızgınlığını yitiren güneşin akşam saatlerindeki kızıl vedası çok daha keyifle izlenebilmektedir artık.
Bunlar kentlerin gelişmiş bölgelerinde yaşanan sonbahardan küçük bir kesittir.
Bir de kentlerin çeperlerinde, sırtlarında yaşanan sonbahar vardır.
Oralarda sonbahar farklı yaşanır.
Çocukların okulu açılmıştır. Okul masrafları kimi hayırsever zenginlerin ya da kimi kurumların yardımlarıyla karşılanacak düzeyi çoktan aşmıştır.
Oralarda kış kentin gelişmiş bölgelerinden daha serttir. Hazırlıklar buna göre yapılmalıdır. Devletin yakacak yardımı kışı geçirmeye yetmez. Evi ısıtsanız da yaşamın her anı ev içinde geçmeyecektir. Kış aylarının nemli soğuğu ihmal edilmeye gelmez. Beslenme yetersizliği ile birlikte soğuk çocukları hemen hasta eder.
Yağışlı günlerde damın akmaması, pencerelerden su sızmaması için önlemler alınmalıdır. İçeriye doluşacak yağmur suyu hastalık demektir. Hastalık, beslenmeye bile yetmeyen elde avuçtaki parayı da alıp götürecek en anlamsız masraf demektir.
Kentlerin çeperlerinde, sırtlarında yaşayan insanlarımız için sonbahar, kış günlerinin zorluklarına karşı alınacak önlemler için son fırsat günleridir.
Oralarda yaşayanlar da güne veda eden güneşin kızıllığını, akıllarından geçen bin türlü düşünceyle izlerler sonbaharda. Bu güzel manzara, o güzel insanların akıllarındaki bin türlü düşünce arasında bir sızıntı bulur da okşar mı estetik duygularını bilinmez ama bilinen, bu kentlerde sonbahar onlar için de hüzün, durgunluk ve ayrılık değildir. Çünkü, geride bıraktıkları yerlerde olmayan pek çok şeyi o kentte bulmuşlar; bu nedenle kent yoksulluğunu kır yoksulluğuna tercih etmişlerdir. Gelecek için umutları vardır.
Bu umutla yaşadıkları sonbahar onlar için de hüznü, durgunluğu, ayrılığı ve hatta ölümü çağrıştırmaz.