Bugün Ramazan’ın son cuması… İran’ın sokaklarında nabız zirve yapacak.

“Dünya Kudüs Günü”

milyonların sadece bir şehir için değil; bir inanç, bir direnç ve bir mesaj için yürüdüğü gün olarak yaşanacak. Vali-e Asr Caddesi’nden Azadi Meydanı’na akan kalabalıklar, Washington’a ve Tel Aviv’e sessiz ama net bir “buradayız” çağrısı yapacak.

Tahran’ın geniş caddeleri, İsfahan’ın Nakş-ı Cihan Meydanı, Tebriz’in tarihi sokakları ve Natanz’dan taşan kalabalıklar… Her biri yalnızca bir toplumsal hareket değil; kolektif bir hafızanın ve direncin görünür hale gelmiş hali. İranlılar için Kudüs, coğrafyadan çok daha fazlası; adaletin, direnişin ve kutsal bir kimliğin simgesi. Bugün meydanlarda yükselen ses, bireysel korkuların kitlesel cesarete dönüştüğü anın adıdır.

Bugün beklenen kalabalıklar, yalnızca meydanları değil; uluslararası güçlerin stratejik hesaplarını da etkileyecek. ABD ve İsrail’in doğrudan saldırı seçeneği, bölgeyi kontrol edilemez bir yangına sürükleme riski taşıdığı için düşük görünüyor. Bu nedenle baskı, diplomasi, yaptırım ve algı yönetimi gibi araçlar öne çıkıyor. Sloganlar güçlü olsa da, perde arkasındaki diplomatik satranç devam edecek.

Bu toplumsal mobilizasyon İran halkının kuşatılmışlık sendromuna karşı geliştirdiği kolektif bağışıklık gibi. Ekonomik yaptırımlar ve dış baskılar, meydanlarda “biz hala buradayız” mesajıyla gölgeleniyor. Bu, geri çekilme değil, aksine kararlılığın ve kimliğin pekiştiği bir ritüel.

Bölgesel açıdan ise yürüyüşler, yalnızca İran sınırları içinde kalmıyor. Direniş eksenindeki gruplara eş zamanlı mesaj gönderiyor; Washington’un ve Tel Aviv’in planlarını dikkatle izlemeye zorlayan bir diplomatik güç haline geliyor. Her adım, sadece bir mesaj değil; aynı zamanda bölgesel dengeyi gözeten görünmez bir sınır çiziyor.

Meydanlarda görülecek olan sadece öfke değil; umut, inanç ve sessiz bir kararlılık. Kudüs, İran’da bir askeri hedef değil; ruhsal bir kale. Tarih gösterdi ki kaleler kuşatılabilir, ama bir halkın zihnindeki kutsal hikaye esir alınamaz. Bugün sokaklarda yürümesi beklenen milyonlar, dünyaya soracak:

“Bir inancı hangi füzeyle susturabilirsiniz?”

Ayrıca bir şehir haritalarda sınırlarla çizilir, ama insanlar içinde taşıdığı anlamla gerçekliğini yaratır. Tahran’ın, İsfahan’ın ve Tebriz’in meydanlarında yükselen sesler, yalnızca bir günün yankısı değil; kolektif bir hafızanın, bitmeyen bir direncin ve kutsal bir umudun haykırışıdır.

İran sokaklarında yükselen her slogan, Washington’dan Tel Aviv’e kadar yankılanacak; çünkü meydanlarda yaşanan, bir savaş değil, sabır ve iradenin sınırsız sınavıdır.

Kudüs: sadece bir şehir değil; bir halkın vazgeçmediği inancın adıdır.

SONSÖZ

Gece indiğinde meydanlar yavaş yavaş dağılacak. Bayraklar katlanacak, sloganlar rüzgara karışacak, kalabalıkların yerini sessizlik alacak. Ama atılan adımlar, asfaltın üzerinde kalmayacak; hafızaya kazınacak.

Çünkü bazı yürüyüşler sadece bir gün sürer, bazıları ise bir halkın hikayesine dönüşür.

Tahran’dan İsfahan’a, Tebriz’den Natanz’a kadar yükselen ses, aslında tek bir cümleyi tekrar eder. Bir fikir yürümeye başladığında onu hiçbir duvar durduramaz. Haritalar değişir, sınırlar yeniden çizilir, güç dengeleri yer değiştirir. Ama insanların kalbinde kök salan bir inanç, hiçbir anlaşmanın satır aralarında kaybolmaz.

Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Ordular şehirleri kuşatabilir, kuleleri yıkabilir, meydanları susturabilir. Fakat bir halkın zihninde büyüyen anlamı ele geçirmek için hiçbir silah yeterli olmamıştır. Çünkü gerçek kaleler taşla değil, hatıralarla kurulur.

İşte bu yüzden bugün meydanlarda yürüyen kalabalık yalnızca bir protesto değil; bir fikrin ayak sesidir.

Ve o ayak sesleri dünyaya aynı soruyu bırakır.

Bir şehri bombalayabilir, toprakları işgal edebilirsiniz.

Peki, bir halkın zihnindeki o "kutsal inancı" hangi füzeyle susturabilirsiniz?