Tüm iyi niyetli dileklere karşın sıkıntılı ve buruk bir bayram geçirdik. Bayram öncesi yaşanan gerilimli günlerin faturası bayram günlerinde tahsil edildi. Zamanında tam olarak ödenemeyen bayram ikramiyesi, ne yazık ki “bahşiş” niteliğinde emeklilerin eline geçti. Mart ayına ilişkin enflasyon rakamlarının bugün içinde açıklanması bekleniyor. İniş trendine girdiği belirtilen rakamın nerelere geldiğini hep beraber göreceğiz.
İlk iki ay içinde enflasyonun maaşlar üzerindeki yıpratıcı etkisini hep beraber gördük. En düşük emekli aylığında enflasyondan kaynaklanan kayıp remi rakamlara göre tam bin 73 lira 60 kuruş. Yani 14 bin 469 lira olan en düşük emekli maaşı, iki ayın sonunda 13 bin 395 lira 60 kuruşa düştü. 22 bin 104 lira olan asgari ücrette erime ise bin 640 lira 12 kuruş. Yani asgari ücretteki erimeyle birlikte çalışanların eline 20 bin 643 lira 88 kuruş geçiyor. Erime dolar bazında 40 dolara ulaşmış.
Emeklilerde de, asgari ücretlilerde de, günü birlik çalışıp evine ekmek götürenlerde de gelirlerindeki erime olanca hızıyla devam ediyor. Bun durum iki aylık verileri kapsıyor, mart ayı sonu itibariyle erimenin hangi boyutlara geldiğini bir kez daha göreceğiz.
Bu olumsuz tablo devletimizi yönetenlerinde bilgileri dahilinde. Çünkü son zamanlarda yaptıkları açıklamalarda bunu doğruluyorlar.
Vatandaşlarımızın önemli bir kısmı içine düştüğü geçim sıkıntısını artık günübirlik tedbirlerle çözümlemeye çalışıyor. Bunun önemli bir kısmını da kredi kartlarıyla ya da borçlanarak geçiştiriyor. Yıllar itibariyle bakıldığında bu tablonun vahameti tüm yalınlığıyla daha net bir şekilde görülüyor. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 2021 yılında 41 bin kişiyken, bu sayı 2022’de 107 bine, 2023 yılında pandemi nedeniyle 75 bine gerilerken, 2024 yılında 118 bine bu yılın hemen başında 194 bin kişiye yükselmiş.
Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine göre, kredi kartı kullananların sayısı geçtiğimiz yıl 36 milyon 800 bin kişiyken bu yılın aynı döneminde (ocak ayı itibariyle) 38 milyon 800 bine yükselmiş. Ülkemizde vatandaşlarımızın ellerinde bulunan kredi sayısı 130 milyon 185 bin 731’ e ulaşmış durumda. Yani kart kullanma yaşında olan her bir vatandaşımızın elinde ortalama 4-5 kart bulunuyor.
Yine bankalar Birliği verilerine göre bireysel kredi kartı riski geçtiğimiz yıl yüzde 34.3 iken, bu oran içinde bulunduğumuz yılın ilk ayında yüzde 50.3’e yükselmiş. Takipteki alacaklar da geçtiğimiz yıl yüzde 3.4’ken, bu yılın ilk ayında yüzde 4.9’a ulaşmış.
Görüldüğü gibi vatandaşlarımız hem bir borç sarmalında hem de kart borçlarından dolayı esaret hayatı yaşıyor.
Bakın, size bir başka araştırma sonucundan daha bahsedelim. Sonuçları değerlendirdiğimizde, vatandaşların neden büyük bir borç sarmalı ve borç esareti yaşadığını daha iyi anlayabiliriz.
Ülkemizde her 100 çocuktan;
- Yüzde 13’ü günde en az bir kere taze sebze ve meyve tüketemiyor,
- Yüzde 17’sinin yaşına uygun kitaplara ulaşabilme imkanı yok,
- Yüzde 22’sinin evde ders çalışabileceği veya ödev yapabileceği uygun yeri yok,
- Yüzde 25’inin evde oynayabileceği bir oyuncağı yok,
- Yüzde 30’unun günde en az bir kez et, tavuk veya balık içeren yemek tüketemiyor,
- Yüzde 45’i paralı okul gezilerine ve okul etkinliklerine katılamıyor,
- Yüzde 49’u evinden uzakta bir haftalık tatil yapma imkanı yok.
Verilerin tamamı Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlenmiş.
Özetle;
Geçim sıkıntısı sadece aile büyüklerini değil, çocukları da derinden etkiliyor. Öncelikle bu olumsuz tablonun düzeltilmesinin, çocukların gıdaya ve sosyal yaşama ulaşmasının temini edilmesi gerekiyor.
Bunun da tek bir yolu var. Ülkemizde adaletli bir gelir dağılımı ile şartlar olumlu yönde düzeltilebilir. Yeter ki, bu gerçekleri kabullenelim ve düzeltmek için ilk adımları atalım. Aksi halde, mutlu ve toz pembe ekonomik tablolar çizerek bir adım ileri gidemeyiz.