Sevgili okurlarım, bu haftaki köşe yazımda ülkemizin dört bir yanında yüreğimizi yakan orman yangınlarını konuşmak istiyorum.
Bir orman yandığında uzaktan yalnızca yükselen dumanı, kızıl alevleri ve kararmış ağaç gövdelerini görürüz. Oysa kaybettiğimiz şey birkaç hektarlık yeşil alan değildir. Bir ülkenin nefesi, suyu, toprağı, canlıları, tarımı, ekonomisi ve geleceği aynı anda zarar görür. Orman yangını, doğanın bir köşesinde yaşanan sıradan bir felaket değil; yıllarca sürecek sonuçları olan büyük bir toplumsal yaradır.
Bugün Türkiye’nin farklı illerinde ekipler aynı anda birçok yangınla mücadele ediyor. Yangınların bir bölümü kontrol altına alınsa da kuvvetli rüzgâr, yüksek sıcaklık, düşük nem ve kurumuş bitki örtüsü müdahaleyi son derece zorlaştırıyor. Küçücük bir kıvılcım, rüzgârın yön değiştirmesiyle dakikalar içinde kilometrelerce ilerleyebiliyor. Yanan kozalaklar, dallar ve kabuklar havaya savrularak ana yangının çok ilerisinde yeni odaklar oluşturabiliyor. Bu nedenle yangın söndürmek yalnızca alevlere su sıkmak değildir; rüzgârla, araziyle ve zamanla yarışmaktır.
Yangınların önemli bir kısmı yıldırımdan değil, insan davranışlarından çıkıyor. Söndürülmeden bırakılan piknik ateşi, yol kenarına atılan izmarit, anız yakılması, kaynak makinesinden sıçrayan kıvılcım, elektrik hatlarındaki arıza veya bahçe temizlemek için yakılan ateş büyük felaketlere dönüşebiliyor. Bazen dikkatsizlik, bazen ihmal, bazen de kasıt binlerce canlının yaşam alanını yok ediyor. Bu yüzden yangınlarla mücadele, yalnızca orman işçilerinin ve itfaiyecilerin görevi değildir; hepimizin ortak sorumluluğudur.
Orman denildiğinde aklımıza çoğu zaman ağaç gelir. Oysa ormanın altında, üstünde ve toprağın içinde görünmeyen büyük bir hayat vardır. Kuşlar, sincaplar, tilkiler, tavşanlar, kaplumbağalar, kirpiler, sürüngenler, arılar, kelebekler, böcekler ve sayısız mikroorganizma aynı sistemin parçalarıdır. Hızlı kaçabilen bazı hayvanlar kurtulabilir; fakat yavrular, yuvalar, yumurtalar ve yavaş hareket eden canlılar çoğu zaman alevlerin arasında kalır. Kurtulanlar ise beslenecek alan, su ve barınak bulamadıkları için daha sonra hayatlarını kaybedebilir.
Üstelik yangının etkisi alevlerin söndüğü gün sona ermez. Orman ekosistemi, birbirine görünmez bağlarla bağlı canlılardan oluşur. Bir böcek türünün kaybı kuşların besinini, kuşların azalması tohumların taşınmasını, bitki örtüsünün zayıflaması toprağın tutunmasını etkiler. Zincirin tek halkası kırıldığında bütün düzen sarsılır. Bazı alanlar yıllar içinde yeniden yeşerebilir; ancak olgun bir ormanın sunduğu gölge, nem, barınak ve biyolojik çeşitliliğin geri dönmesi onlarca yıl alabilir. Yanmış bölgeye birkaç fidan dikmek, kaybedilen ormanı hemen geri getirmez.
Müdahaleyi güçleştiren başka gerçekler de vardır. Dağlık ve sarp araziler kara ekiplerinin ilerlemesini yavaşlatır; duman görüş mesafesini düşürerek hava araçlarının çalışmasını sınırlar. Şiddetli rüzgâr helikopter ve uçakların güvenliğini tehlikeye atarken alevlerin yönünü sürekli değiştirir. Gece saatlerinde hava müdahalesinin azalması, ekiplerin karadan tehlikeli koşullarda çalışmasını gerektirir. Aynı anda farklı bölgelerde yangın çıkması ise araç, personel ve su kaynaklarının bölünmesine yol açar. Bu yüzden ilk dakikalarda yapılan doğru ihbar ve hızlı müdahale hayati önem taşır.
Bir başka tehlike de yangın sonrasında başlar. Yanmış alanlarda istilacı türler yayılabilir, doğal denge değişebilir ve bazı canlılar bir daha geri dönemeyebilir. Duman yalnızca çevrede yaşayanları değil, rüzgârla taşındığı uzak şehirlerdeki insanları da etkiler; solunum ve kalp rahatsızlığı bulunanlar için ciddi risk oluşturur. Orman yangını bu nedenle yalnızca çevre sorunu değil, aynı zamanda halk sağlığı meselesidir. Ve bu bedeli hep birlikte yıllarca öderiz maalesef.
Ağaçların yanmasıyla zarar bitmez. Ateş, toprağın üzerindeki koruyucu örtüyü yok eder, organik maddeleri azaltır ve toprağın su tutma gücünü düşürür. İlk kuvvetli yağmurla birlikte verimli toprak akıp gider; erozyon, sel ve heyelan riski artar. Küller dere ve göllere taşınarak suyun kalitesini bozar. Arıların ve diğer tozlaştırıcıların azalması tarımsal üretimi etkiler. Ormanın tuttuğu karbon atmosfere karışırken, yeni karbonu emecek ağaçlar da ortadan kalkar. Böylece yangın, iklim değişikliğinin hem sonucu hem de onu büyüten nedenlerinden biri hâline gelir.
Yangınların ekonomik bedeli de ağırdır. Köylünün zeytinliği, arıcının kovanı, çiftçinin tarlası, hayvancının merası, turizmcinin tesisi ve vatandaşın evi zarar görebilir. Yollar kapanır, enerji hatları kesilir, insanlar tahliye edilir. Söndürme çalışmaları, yeniden ağaçlandırma, altyapı onarımları ve üretim kayıpları ülkenin bütçesine büyük yük getirir. Fakat para ile ölçülemeyen kayıplar vardır: Bir kuşun yuvası, yüz yıllık bir ağacın gölgesi, çocuklarımızın soluyacağı temiz hava ve o toprağa ait hafıza.
Peki ne yapmalıyız? Öncelikle yangın çıkarmamayı, yangın söndürmek kadar önemli görmeliyiz. Riskli günlerde ormanlara girişler sınırlandırılmalı, enerji hatları düzenli denetlenmeli, yol ve yerleşim çevrelerinde yanıcı maddeler temizlenmeli, erken uyarı sistemleri güçlendirilmelidir. Orman köylüleri eğitim ve ekipmanla desteklenmeli, yangına dayanıklı peyzaj planlaması yapılmalı, yanan alanların yeniden canlandırılması bilimsel yöntemlerle yürütülmelidir. Her bölgeye aynı ağacı dikmek yerine toprağın, iklimin ve doğal türlerin özellikleri dikkate alınmalıdır.
Unutmayalım; orman kendisini savunamaz, telefon açıp yardım isteyemez. Onun sesi, dumanı gören insanın vicdanıdır. Bugün yanan yalnızca çamlar değil; bir ülkenin yarınıdır. Bir ağacı korumak, bir canlının yuvasını, bir çocuğun nefesini ve geleceğin suyunu korumaktır.
Haftaya bir başka konuyla buluşmak üzere mutlu hafta sonları diliyorum.