Recep Bey Yıldız Sarayı’nın halka açılışında Mustafa Kemal ile Vahdettin arasında geçen bir konuşmayı anlatmış…
Bu konuşmadan anlıyoruz ki Recep Bey’in tarih bilgisi ekonomi bilgisinden bile betermiş…
Bakın memlekette bir taife var bunlar Osmanlıcı, hilafet ve saltanat davası güdüyorlar. Bu taife Vahdettin’in Mustafa Kemal’i Anadolu’ya işgale karşı mücadele başlatmak için gönderdiğini ve hatta bunun için kendisine bir sandık altın verdiğini anlatarak mücadele başarılı olduktan sonra Mustafa Kemal’in mücadeleyi başlatan asıl kişi Vahdettin’e ihanet ettiğini iddia ederler ya da bunu demeye getirirler.
Oysa bu koskocaman bir palavradır…
Bir kere Mustafa Kemal’i Anadolu’ya zamanın işbirlikçi Osmanlı hükümeti göndermiştir, Vahdettin ise sadece bu görevlendirmeyi tasdik etmiştir!
Bunu nereden mi biliyorum?
Biliyorum çünkü bizzat Vahdettin kaçışından sonra yayınladığı Mekke Beyannamesinde “Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen kabineye uydum” Demiştir, yani ortada Vahdettin’in kişisel bir tercihi ya da planı falan yoktur.
Peki, işgal kuvvetleri ile işbirliği içinde olan Osmanlı Hükümeti neden Mustafa Kemal’i Anadolu’ya göndermiştir?
Bunu tarihçi Sinan Meydan çok güzel anlatmış, bende ondan aktarayım:
İşgal orduları komutanı İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919’da Damat Ferit Hükümeti’ne bir nota vermişti. 21 Nisan 1919 tarihli notanın içeriği şöyleydi:
Erzurum, Erzincan, Bayburt, Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlarının toplanması işi yavaş gitmektedir.
Bu yörelerde Kars’ta olduğu gibi baştanbaşa şuralar kurulmuştur. Bu şuralar, ordunun denetimi altında asker toplamaktadır. Bu gelişmeler bölgede yaşayan halkı rahatsız etmektedir. Bu duruma derhal son verilmezse, işler ciddiyet kazanacaktır.
Şuraların asker toplamalarının engellenmesi için derhal talimat verilmelidir.
İngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de 25 Nisan 1919’da bizzat Sadrazam Damat Ferit’i ziyaret ederek aynı istekleri tekrarlamıştı. Damat Ferit, İngiliz yetkililere, “Hükümetin halkı silahsızlandırarak” bu sorunu en kısa zamanda çözeceğini taahhüt etmişti.
İngilizlerin 21 Nisan 1919 tarihli notası üzerine etekleri tutuşan Damat Ferit Hükümeti, bu istekleri yerine getirmek için Samsun’a bir “umumi müfettiş” göndermeye karar vermişti. Daha önce birkaç kere Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş olan Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey, Sadrazam Damat Ferit’e, bu görevin Mustafa Kemal’e verilmesini önerdi. Ayrıca Fevzi Paşa da İngilizlere, Mustafa Kemal’in “İttihatçılara karşı olduğunu” söyleyerek bu görevlendirmeye zemin hazırladı.
Sonuçta Sadrazam Damat Ferit, birkaç kere Mustafa Kemal ile görüşerek bu görevi ona verdi.
Mustafa Kemal’in, saraydaki asker ve sivil tanıdıklarının telkinleri, Mustafa Kemal’in Alman karşıtı olması, İttihatçı olmaması, Vahdettin’in “fahri yaverliğini” yapması, Çanakkale başarısı ve Mustafa Kemal’in kendi ifadesiyle “İstanbul’dan uzaklaştırılmak istenmesi” gibi nedenler de onun “müfettişlik” görevine getirilmesinde etkili oldu.
Mustafa Kemal’in Vahdettin ile görüşmesi de sadece bu çerçevededir. Mustafa Kemal bu görevi kabul etmeseydi de zaten yerine başka biri gönderilecekti…
Aslında bu görevlendirmede bir olağanüstülük varsa o da Türk direniş teşkilatının Mustafa Kemal’i kolayca Anadolu’ya geçirmek için tezgâhladığı ve başarıya ulaşan bir operasyon olmasıdır.
Diğer yandan Recep Bey Atatürk’ün bu görevlendirme hakkındaki görüşlerini anlatmayarak işin aslını astarını gizlemiştir. Bu konuda çok yazılıp çizildiği için ben buradan tekrar etmeyeyim ufak bir internet araması ile bulup okuyabilirsiniz, ben işin hainlik kısmına biraz açıklık getireyim.
Hainlik son derecede göreceli bir kavramdır örneğin banka soymaya kalkan bir çeteyi duyar da polise bildirirsen çete seni hain ilan eder polis ise kahraman değil mi? Yani hainlik kimi haklı ve neyi meşru gördüğüne göre değişir.
Halkın egemenliğini tesis etmek kayıtsız şartsız milli egemenlik ilkesini hayata geçirmek isteyen biri için saltanatlar zaten gayri meşru bir yönetim biçimidir.
Halk egemenliğini savunan kişiler için sultanlar, krallar, imparatorlar ya da çarlar halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini silah zoru ile gasp eden zorba çete liderleri olarak kabul edilir, hanedan iktidarları meşru görülmez.
Peki, zaten meşru olmayan, zorbalıkla topraklara insanlara tahta taca sahip olmuş bir iktidara karşı direnmek, onu devirmeye çalışmak hak ve meşru bir eylem değil midir?
Elbette hem haktır, hem meşrudur ve hem de son derecede insan onuruna yakışan bir eylemdir.
Bu noktada bir hainlik varsa o da halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini gasp eden sonuçta halka ihanet eden sultanlara ve onları destekleyenlere aittir ve bunlar halka ihanet etmektedirler.